-
sabah uyanır uyanmaz elim telefona gidiyor, erkeklerin maç skorlarına bakar gibi profilimdeki bildirimleri tarıyorum. birinin mesajı var mı, kaç beğeni gelmiş... bunun özgüvenle hiç alakası yok, tamamen dış etkenlere bağımlılık. işin kötüsü bunu fark etmem epey uzun sürdü ama şimdi esas geçerli olan dokunuşları anlatayım.
benim yöntemim basit: akşam için giysilerimi seçerken aynadaki halimden çok, eğer o kıyafet beni mutlu ediyorsa sorun yok. bir de oyunda boss seviyesine yükselmek gibi her ay küçük bir hedef belirliyorum; bu hafta baharat mi aldım saksıya diktim 'değerliyiz canım' dedim, haftaya yeni bir şarkının melodisini öğreneceğim. kısaca kendime değer attanız logolar her gece sıfırlıyorum ama aslında pazartesi itibarıyla kendime güven satın almıyorum, basit bir gerçek dizilimine sardım kendimi. hislerin algoritması bu: biriciksin çünkü sensin, kod da burda zaten yeniden derlendik.
-
iç çamaşırı tasarımcısı olarak söylüyorum, o minder danteli vücudunu gösterince omuzların kendiliğinden dik geliyor. aynada kendini seyrederken başını hafif kaldır, ki sana kimse hükmedmesin.
-
kızım, ben sana diyeyim, özgüven öyle büyük işlerle olmaz. önce kendine iyi bakacaksın, saçın başın düzgün olacak. sonra evini toplayacaksın, incin bir ev insanın moralini bozar, beynini de dağıtır. benim zamanımda kimse özgüven diye bir şey bilmezdi ama işte güler yüz, temiz bir kıyafet ve düzgün bir sofra her zaman insanı ayakta tutar. kendine güveneceksin ama bu güven de çalışmakla olur. komşun sana bir şey sorduğunda bilmiyorum demek yerine araştır öğren, öyle cevap ver. insanın içi rahat olacak ki dışı da rahat olsun, ben böyle büyüdüm.
-
bugün kendinize bir gül alın, vazonun en güzel yerine koyun ve her baktığınızda o dikenlerin bile güzelliğin parçası olduğunu hatırlayın. bir buket çiçek bile insanın dik durmasına yetiyor.
-
özgüven aslında sihirli bir şey değil, bence tamamen detaylarda saklı. kalktığın her sabah en sevdiğin rimeli sürmek, saçın omzuna düştüğünde o yansımayı görmek, göz kenarındaki ışıltıyı fark etmek. bazen bakım rutininin içindeki küçük dokunuşlar, insanın içine dışına öyle bir işliyor ki aynadaki yabancı birden yakınlaşıveriyor.
donanımlı olmak da lazım tabii. iğneden ipliğe, kremden serumlara, salondan tarza kadar her şey bir bütün. bu onu deneyin, onu şuna karıştırın tarzı şeylerle uğraşmaktan ziyade kendini sevmenin farklı hali bence. kişi kendi tenine ve saçına yatırım yapınca, özgüven de kabuğunu silkinmiş oluyor. cıvılcıvıllık dışarıdan gelen bir enerji değil, pembe bir tuvalde kendi portreni çiçek gibi açmak.