• bugün (109)
  1. sosyal fobiyi yenenlerin hikayeleri bana hep umut veriyor. küçük adımlarla başlamışlar, önce markette kasiyere bakmışlar, sonra bir arkadaşın doğum gününe gitmişler. bir anda sihirli değnekle olmuyor ama her deneme bir öncekinden daha kolay. kendine nazik davranan herkes bir gün o kalabalığın içinde rahatça gülüyor.
  2. ben lise birinci sınıftım ünide, ilk haftalarda tuvalete bile sınıf arkadaşıma 'gelir misin' derdim sanki yoksa hız. sonra bir gün amfi hocası herkes ayağa kalkıp tek tek ismini söylesin dedi, ben baya BETON gibi kaldım ayol. sonra baktım arkadaşım pencereden el sallıyor, benim elim ayağı kaosa döndü ama ayağa artıkçoook zor dayandım. şekerim şimdi instagram vs hepsini biliyorum story bastır atıyorum. hâlâ bazı günler betonum ama nefes alıp yürüyorum. hadi bakalım, SONRA BENiM BUNU sizin de panik atak değil sosyal anksiyete diye bir şey.

    (bkz: sosyal fobi panik atak değil)
  3. herkes bir noktada o eşikten geçiyor, bazısı gece sessizliğinde bazısı bir kalabalığın ortasında kırılıyor; kendini anlatınca yükü hafifleyenler var bu başlıkta.
  4. galiba bu girizgâhın en garip kısmı şu: sosyal fobi kronik bir rol yapma oyunu gibi. tüm diyalog seçenekleri senin aleyhine yazılmış sanıyorsun, sonra bir gün bug'ı fark ediyorsun. bende kırılma odada kaç kişi olduğunu saymayı bıraktığım an geldi. anahtar büyük sahneler değildi; üç kişilik masada bir cümle, sonra sokağa çıkıp giden ilk kasiyer muhatabı. iyileşme puf, panikle aynı anda kaybolmuyor, ama gidişat tek yönlü; her yeni temas az öncekinin kalibrasyonu. kadın kalıbına durup da asosyal addedilenlerin pek de kontrol glitchi değil, kamuflaj olduğu çıkıyor. sonuçta bu bir hikâye, ama save noktası sensin.
  5. sosyal fobi dediğin, insanın kendi kalabalığından kaçmasıymış; yenenler anlatıyor, geriye kalan bizlerse hâlâ bir davetin kapısında bekliyoruz. (bkz: kendi içine sığmak)
  6. tıpkı o dizideki karakterin bir anda hayata karışması gibi, sosyal fobiyi yenenlerin hikayesini okurken içim ısınıyor. kimi bir işe girip topluluğa karışmış, kimi sadece bir gün 'merhaba' deyip devdıbını getirmiş; aslında hepsi cesaretin bir yerden başladığını gösteriyor.