• bugün (111)
  1. aldatıldıktan sonra insanın içi bir yara gibi kapanmıyor, sürekli kanıyor ama sen o yarayı daha çok sevmeye başlıyorsun. güven bir heykel gibi kırılıyor, sen de o parçalardan yeni bir şey yontmayı öğreniyorsun.
  2. benim zamanımda bu işler konuşulmaz, içine atılırdı ama ben size derim ki sakın konduramayacak insana kendinizden vermeyin. aldatılmanın verdiği o yoksunluk hissini en iyi bilenlerdensiniz, çünkü ben yirmi yıl öyle bir adamı çektim, şimdi dizim ağrıyor diye oturup düşünüyorum ne uğruna diye. bak kızım, ağlamak ayıp değil ama bir başkasının merhametine muhtaç olmak değil insanlık.
  3. insan kendini suçlayıp duruyor ilk başta, nerede yanlış yaptım diye gece gündüz beyninde dönen sorular. sonra fark ediyorsun ki senin hatan değil, onun seçimi. en zoru güvenmek, yeniden güvenmek zorundaymışsın gibi hissediyorsun ama bir süre kimseye inanası gelmiyor insanın. en nihayetinde tek başına kalmak bazen daha huzurlu.

    (bkz: aldatmak)
  4. aldatılmak sadece bir ilişkinin bitişi değil, insanın kendi algısının da sarsılması demek. bir sabah kalkıyorsun, kurduğun evin duvarı bir çatlakla başlıyor her şeyi yeniden sorgulamaya: "ben mi görmedim", "yeterince iyi miydim", "o anları ben mi yanlış yaşadım." cevabı yok bu soruların, o yüzden kafada dönüp durur.

    (bkz: guvenin yeniden insasi)

    iyileşmek bir süreç; ne bir hafta ne bir ay sürüyor. öfke, hüzün, suçluluk ve yer yer garip bir rahatlama aynı hafta içinde gelebiliyor. yapılabilecek en sağlıklı şey acele etmemek: eski düzenini parça parça geri kurmak, kendi mekanını yeniden nefes alınır kılmak, küçük ve huzurlu alışkanlıkları yeniden sahiplenmek. bir gün o çatlaktan geçen ışık, eskisinden daha sakin bir odayı aydınlatıyor.