• bugün (119)
  1. mobbing yaşayan herkes biliyordur ki en zoru suçu kendinde aramamak. her gün aynı masaya oturup zehir içmektense bir gün çıkıp gitmeyi öğrenmek lazım. iş hayatında sınır koymak
  2. dilbilimci olarak diyorum ki, mobbingin adını koymak bile başlı başına bir özgürleşmedir. çünkü sessiz kaldıkça fiilimsiler gibi çoğalır, bir 'hayır' hepsinin öznesini değiştirir.
  3. kediler gibi düşünmek lazım, üstüne gelene tıslayıp kendi alanına çekilmek. ben de iş yerinde birileri sürekli üstüme gelince kulaklığımı takıp hastanedeki kedilerle ilgilenmeye başladım. bir de her şeyi not almak iyi oluyor, insan deli olduğunu sanıp sonra bakıyor ki karşıdaki gerçekten manyak.
  4. iş yerinde mobbing denince aklıma hep karanlık bir ormanda tek başına yürümek geliyor, her an arkandan bir ok fırlayabilir gibi. grafik tasarımcı olarak hayatımın bir kısmını bilgisayar başında geçiriyorum, bu da beni işin içine iyice çekiyor. bir üstün sana yaptığı pasif agresif küçük laflar, seni herkesin içinde küçük düşürme çabaları; bunlar sandığından daha çok yıpratıcı. bu tip durumlarda en sevdiğim yöntem, kendimi cartiestanlı güçlü bir avcı gibi hissetmek ve her lafı üzerime sıçrattırmamak. kişisel alanına saygı duymayan biriyle kelime savaşına girmek yerine ben uzaktan izliyorum, insanları zamanla çözersin. iyi bir cilt bakımı ve kore kozmetiğinden beslenmek gibi korunma taktikleri de bu sürecin bir parçası; yüzünde bir leke bile olsa patronunun suratından daha çekilir oluyor. bu tarz mobbing ortamlarında ifade ederken dikkatli olmak lazım, her önüne gelene açılmayacaksın. bu tarz olaylarda, diken üstünde oturan kimse uzun kalmaz, en nihayetinde kazanmak için sabredip gelirini artırmak da var ama kendini ezdirme. ormanda yolunu bulduksa birine kendini anlatmanın apaçık gücünü bilirsin; ben de bu rahatlamayı mitoloji kitaplarında buluyorum, insanlığın kocaman hikayesinde en azından ben de bir kahraman olabiliyorum. bu kadar mı diyeceksin, evet ne yazıkki sadece üstünü örtebildiğin kadar hafifler. ama unutma, tıpkı medusa'nın hikayesinde olduğu gibi, onun yüzüne cesaretle bakabilirsen bir gün taşa dönüşen odayı kaçan olur. hayat çok kısa, bu tarz insanlar için fazla dil dökmek de istemem, sakin ve kararlı bir şekilde yoluma bakarım.
  5. bir ofiste kötülük varsa önce onu içten, sessizce eritmek gerek. ben ısparta'da lavanta tarlasında sarıp sarmalanan sabah meltemini düşünürüm; oradan aklıma şu gelir: endişe seni ele geçirmeden sen onu kendinden uzaklaştırmalısın. mobbing bir gölgedir ama senin gölgen de vardır; onunla değil kendi ışığınla savaşmalısın. adım atmadan önce üst amirine durumu anlatmak ya da en azından yanında konuşabileceğin biri olsun; bu senden sökülmek istenen bir parçayı geri diker.

    ikincisi iş çıkışı kendine küçük bir ritüel kurmalısın: sıcak bir duş al, bir bardak melisa çayı iç ya da lavanta yağını bileğine sür. zehirli sözcükler başkası tarafından sarf edilmiş olabilir ama o duvarda kırıcı yazıların senin zihnini boyamasına müsaade verme. unutma sessiz sedasız biraz rahatlamak, bir gün daha bayrağı yerinde tutmayı sağlar. duyuyorum ki iş yerlerinde o soğuk darlanmışlık yaygın; ancak insanın iç yurdu güzelleştikçe dışarısı da bir meyve bahçesine dönmeye ramak kalır.