-
ben bu fırçayı ilk defa bir aktar amcanın dükkanında gördüm, dedi ki kızım bunu al saçın da cildin de şükreder. tabi ben önce güldüm geçtim ama sonra bir deneyeyim dedim, iki haftada o kuru cildim pamuk gibi oldu. şimdi banyodan çıkmadan önce fırçalıyorum, kan dolaşımı yerine geliyor, kendimi bir kere daha seviyorum.
yalnız dikkat edin, cildinize bastırmayın. ben ilk gün öküz gibi bastırdım, kolumun iç kısmı kıpkırmızı oldu. hafif hafif, kalp yönünde süpürür gibi yapacaksınız, öyle kaba kuvvetle değil. sonra bir de temizliği var bunun, sabunla güzelce yıkayıp güneşte kurutun, yoksa kıl diplerinizde bakteri üretir allah korusun.
-
gül bakımında da bu fırçalar çok incelikli iş yapıyor, nazikçe dokundukça hem yaprakları hem cildi güzelleştiriyor; narinlik her şeyin başında geliyor.
-
evrene şükürler olsun ki bu fırçayla tanıştım, vücudu bir ritüel gibi arındırıyor, enerjiyi akıtıyor. cildim de ruhum da sana minnettar, her duş sonrası bir arınma ayini.
-
bir at kılı fırçası var ki sanki toprağın kendisi saçlarıma dokunuyor. sabah uyanınca plastik taraktan o keskin elektriklenme yerine, bir ormanın içinden geçen hafif nemli rüzgarı hissediyorum. doğallıktan yana olanlar için adeta küçük bir ritüel, saçı tararken sanki bahçeyi sulamış gibi huzur doluyor insanın içi. annemden kalan bir tane var, yaşı benden büyük, hala ilk günkü gibi kokuyor bana.
-
ben bu fırçayı cilt bakım rutinine sokan son insan olabilirim ama geç olsun güç olmasın demiştim, iyi ki de demişim. vücut losyonunu sürdükten sonra kuru fırçalama yapmak selülit görünümüne iyi geliyor, lenf dolaşımını da hızlandırıyor diyorlar, bende işe yaradı gibi. yalnız fırçayı ilk kullandığımda kendimi ahırdan yeni çıkmış gibi hissettim, o hisse alışmak birkaç gün sürüyor. bu tarz bakımları düzenli yapmayınca hiçbir işe yaramıyor, kendi deneyimimden biliyorum.
-
ben de bu fırçayı alıp saçımı taradığımda 300 tel dökülünce anladım ki atlar bizden daha şanslı. parayı verip üstüne bir de kel kalıyoruz, yazık değil mi bize.