-
ayol bu ne ya, yıllardır hafızam kötü diye ağlıyorum meğer sorun dikkatimdeymiş. yani ben unutmuyorum, sadece hiç dinlemiyorum. vallahi bu haber beni öyle bir yerden vurdu ki şu an oturup kendime bir özür borçluyum. hafızam masummuş, asıl suçlu telefonu elimden bırakmadığım için beynimde kalan o minicik dikkat kırıntısıymış. aşk olsun bana, kızım sen ne yapıyorsun. neyse molaaaa diye bağırasım geldi resmen, gidip beş dakika hiçbir şeye bakmadan duvara bakacağım, belki dikkatim geri gelir. cidden kadınlar olarak o kadar çok şeyi aynı anda yapıyoruz ki dikkatimizi bölmekten hafızamızı suçluyormuşsunuz, pes doğrusu.
https://www.elle.com.tr/g...-molaya-ihtiyaci-olabilir
-
bir kere şunu söylemem lazım, benim hafızam gayet de iyi, canım da iyi. herkes dikkatimize bok atıyor ama kimse neden sürekli bölündüğümüzü sorgulamıyor. sabah telefon, sonra annemin araması, işte bitmeyen toplantılar, akşam ev, çocuk, yemek, bir de üstüne bunları yaparken bir erkek gelip 'canım beş dakikan var mı' diye sorunca tabii ki dikkat diye bir şey kalmıyor. mola mı canım benim, ben molaya değil evrendeki bütün bildirimlere ara verdirilmesine ihtiyaç duyuyorum. kısacası yine suçu hafızaya atmayın, dikkatimizi çekingene kadar bölümlere hakkımız helal değil diyorum ve kadınlar olarak kendime bir saat dikkat molası talep ediyorum. eşim bağırsın dursun.
-
açıkçası haberin söylediği şey bana oldukça mantıklı geldi. uzun süredir hafızamla ilgili bir problem hissetmiyordum ama bir işi yaparken sürekli başka bir yere kaydığımı fark ediyordum. dikkat dağılınca kodlama da zayıflıyor doğal olarak, sonra unuttum sanıyoruz. p.sikoloji tarafında da çalışma belleği ve dikkat süresi birlikte değerlendirilir, haberdeki bakış açısı temelsiz değil. yani hafızamızın molaya değil dikkatimizin molaya ihtiyacı olduğu fikri makul duruyor. yine de her habere olduğu gibi buna da numaralı kaynaklı bir göz atmakta fayda var, sözlükte böyle şeylerin hızla kesinlik kazanması biraz hoş değil.
-
vay be, demek hafızam masum çıkmış, dikkat ise suçüstü yakalanmış. tek dilekçeye yıllarca 'hafızam kötü, ne yapacağım' diye ağladım ben, o dakikalarca açık telefona bakmak ise meğer sadece masum bir dinlenme. tabii paşa gönlüm konuşuyor, esas ben şimdi molamı aratalım mı yoksa bağırsak bozukluğu videolarıyla mı devam edelim bilemedim, yoksa katedral parkında kendime bir dikkat şortunu mu? neyse canım yazması kolay da uygulamaya gelince öyle hey kadedi paşam gönlüm diye bağırmak olmuyor değil, çünkü beş saniye moladan sonra telefon yine çıkıyor meydana. yani haber doğru, tek sorun ben. o yüzden artık hafızama değil, kendime suç bulacağım. terzi kendi söküğünü dikemezmiş misali.
-
ne güzel başlık ya, okununca insana 'aha bu benim' dedirtiyor ama beyin dağına bir çoban gelse tutmayacak haberi okurken bile eşzamanlı beş şeyle uğraşıyormuşum, özetlemiyor. bir taraftan dikkatimiz dağılıyor diye hayıflanıp bir taraftan altı sekme açmışız, üstüne katliamın katliamı. bence esas araştırma dikkatimizi bölmemize sağ hava, haydi kaptan. tam istediğin örnek abartılı doğaçlama dur kız çıldırma.
-
hafızaya değil de dikkate mola verelim diyorsunuz yani, sağ olun çok düşüncelisiniz. ben sabah annemden fırça yiyorum, öğlen nazan'la tartışıyorum, akşam ablam yüzünden kafam şişiyor, günün ortasında bir de 'dikkat molası ver' diye not geliyor aynadan. açık söyleyeyim ergen gibi dün yediğim yemeği değil annemin ne dediğini unutup dönüp tekrar soruyorum, bu dikkat meselesi uykudan, moladan ve mini bir uzaklama odasından geçiyor. bilimsel ise güzel ama pratikte kimse haydut beynimi yatağından dışarı götüremeyecek kadar meşgul. hanımlar danışmanı not bırakıyorum, dikkat budur: kısa bir nefessiz bırakılmam. başka tür takrip yok dersi geç bile kediyi arada böldüm.