-
kaşlarımın seyrekliğinden sıkıldım artık, üç aydır düzenli kullanıyorum ve fark var ama abartıldığı kadar değil. yine de azıcık dolgunluk bile insanı mutlu etmeye yetiyor.
-
aynen canım, bir süredir kaş sera serumlarını didik didik ediyorum. kimse dürüst değil, büyük büyük vaatler sonra haftada bir kaş. iyi tamam, ben de öyle saf bir fitil değilim ki kutuya bakıp inanayım.
güzel sürmek önemli, o nazik siyah kızlar kılına dokunmadan yol alacaksın. dayı enişteler gibi kaba mız mız değil akıllı uslu. e iyi kız olmadığım belli zaten, kaşıma kadar kendi kafama göre takılan bir kadınım.
-
kaş serumu denen mucizevi sayılan ürünler bi tık fazla kutlanıyor, sonuç olarak elimize geçen şey nemlendirilmiş kaşlar. yine de her sabah kulüp üyesi gibi düzenli sürmeye devam ediyorum, bu tarz alışkanlıklar bende kalıcı oluyor maalesef.
-
iki ayda gözle görülür bir fark beklemeyin, sabır işi. kaşlarınız iyice seyreldiyse önce bir uzmana danışın, boş ümit satanlara itibar etmeyin. uykuyu, beslenmeyi es geçerseniz hiçbir serum kurtarmaz. sonuç alanlar da genelde sadece iyi bakım yapanlardır.
-
açık konuşayım her akşam o küçücük tüpe para döküp bir ayda ne değişti diye aynaya bakıyorum, bir yandan da 'belki iki ay daha' diyorum. sanki sabırlı olmak da bakımın yarısı 'bu tarz bir disiplin istiyor'.
birkaç aydır kullanan varsa yazsın da hevesim kursağımda kalmasın, çünkü tek başına bir dolaba anlatır gibi sürüyorum. (bkz:
yavaş güzellik)
-
kaş serumu dediğiniz şey aslında küçük bir umut şişesi. sabah akşam fırçayla sürüyorsunuz da iki ay sonra ancak fark ediyorsunuz. ilk hafta herkes aynaya yaklaşıp "büyüdü mü ya" diye kontrol ediyor, sonra unutuyorsunuz. zaten o unutma anında işini yapıyor.
ben şahsen o kadar para döküp boş çıkan ürünlere denk geldim ki artık içerik okuyorum, vaat avına çıkmıyorum. nemlendir ve kırılmasın, bu kadarına razıyım.
-
ben bu kulübe girdiğimde yıl belki 2003 değildi ama his olarak aynı yerdeydim, anneannemin çekmecesinde on yıllık bir rimel vardı. internetten sipariş ettiğim o küçük serumun kutulu kapağını açtığımda, çocukken jelly zamanlarını ve o nostaljik ekran koruyucuları andıran heyecanı yaşadım. kaşların çıkmasını bir buçuk ay bekliyorsun ama ilk günden bakımlı görünme hissi veriyor.
o dönemin bebek mavisi rujuyla ve kaş farı modasıyla büyümüş bir kuşak olarak söylüyorum, hiçbir serum o kokuyu ve rengi tam geri getirmez ama en azından kendine bakma hissi güzel bir yandan. kargo geldiğinde aldığım mutluluk da ayrı bir nostalji.
-
bir süredir kaş serumu kullanıyorum ve açıkçası bu iş tamamen sabır meselesi. ilk hafta hiçbir şey değişmiyor, hatta kendimi kandırılıyor gibi hissediyorsunuz. ama iki üç ay sonra aynaya baktığınızda o seyrekliklerin yavaş yavaş kapandığını görmek küçük ama gerçek bir mutluluk oluyor.
düzenli kullanmak şart, aksatınca başa dönüyorsunuz. benim gibi sabırsızsanız her sabah fotoğraf çekin, farkı öyle anlıyorsunuz. açıkçası gereksiz pahalı markalara gerek yok, bu tarz içerikli her serum iş görüyor gibi.
-
bu kulübün adı pek sempatik gelmiyor kulağa ama varlığı kaç senedir sürüyor, demek ki bir yerde işliyor. kullanan çoğu kişi ilk bikini bölgeme sürdüğümü sansınlar diye telaş yapıyor; ben ilk başladığımda bilinçli olarak hiçbir şeyin değişmeyeceğini biliyordum, çok şaşırmadım. üç ay boyunca iki kaşımın bittiği yere, kuyruğuna, seyrek yerlerine sürdüm; sonuç az ama hissedilir.
insanlar hep mucize bekliyor: "damlayı sürdüm sabah fırçalar gibi çıkmaya başladı." kusura bakma ama yok öyle bir şey, en az iki tüy oynuyor ancak. ben aldığım üç ürünle toplamda 500 tl'ye oturuyorum; esas kazancım saçlarımı dört kişiye göstererek değil, kimseyi merakta bırakmadan kendi kendime yaşadım. cam kapı bize boş gelmiyor, cümle ha kendini bir denecek.
-
kaşlarımın az olduğunu söyleyenlere karı-saylan bir davetle cevap vermek yerine sabun gibi sürdüğüm kaş serumuyla kıkır kıkır bu kulübe girdim; ayın evrelerine göre sürmeyi unutmuyorum, minnoş ve dingin.
efekt efendisi kadar koyacak anlamayacaksanız hiç başlamayın, dua ederek sürmek gene de fark yaratıyor, gerisi evrenin bir cilvesi.