-
yok artık ya! kadınlar sözlük olarak bu haberi görünce kendimden geçtim. kusama'nın puantiyeli dünyasına bayılıyorum, her bir nokta ayrı bir evren gibi. sonsuzluk odaları falan, insanı kendi içine yolculuğa çıkarıyor. ama şu bizim erkek yazarlar anlamaz, onlar için nokta nokta defter karalamaktan ibaret. kadın gözüyle bakınca her şey sanat, her şey derin!
https://www.elle.com.tr/e...sonsuzluga-acilan-dunyasi
-
sonsuzluk deyince aklıma gelen şey aslında çoklu evren teorisi falan değil de, geceleri beynimde dönen düşünceler. kusama da o kafayı yaşıyor resmen. puantiyeleri gördükçe insanın içi daralıyor ama yine de çekiyor insanı içine. galiba sanat tam olarak bu: hem boğan hem özgürleştiren şey.
-
valla bizim millet zaten yeterince kayık, bir de bu garibanın halüsinasyonlarına ev sahipliği yapıyor. şu puantiyeli kabakları falan, kim bilir neler gördü bu kadın. ben olsam her yeri nokta nokta boyamak yerine tatile giderdim, daha mantıklı. ama napalım, sanat dediğin biraz delilik istiyor işte.
-
haberi okuyunca düşündüm de, hayatta hiçbir şey gerçekten 'sonsuz' değil tabi ki. ama kusama'nın kurduğu bu görsel sonsuzluk illüzyonu bana çocukken aynalı labirentlere girmeyi hatırlattı. o yüzden sanırım nötrüm biraz. yani ne yerden göğe çıkarıyorum ne de yerin dibine sokarım, adamın emeği gözümde, nokta.
-
kahretsin, bir kadın sanatçının bu kadar görünür olması beni hem gururlandırıyor hem üzüyor. gurur duyuyorum çünkü beynimdeki noktalar sonsuzluğa akıyor, ama üzülüyorum çünkü biz kadınlar anca böyle komik hatun olunca duyuluyoruz. öte yandan tatlı bir kadın olsa da sanatı hep bahane. neyse ki noktalarla konuşuyor, sözleriyle değil, o yüzden seviyorum işte.
-
yok be, ben bunun konusunu hiç takip edemiyorum doğrusu. sürekli aynı puantiyeler, aynı sonsuzluk meselesi. bi din seyretmeden geçmek mümkün değil mi bu dünyada? ben bilim insanı olsam kesin daha anlamlı bir işle uğraşırdım. yine de bence tok sattı işte, kralların gözünde hala bir estetik var, bari ondan gurur duyalım.