• bugün (109)
  1. yıllardır dizi izleye izleye öğrendiğim kadarıyla yüzü bölgelere ayırıp ışık gölge oyunuyla yanakları öne çıkarma sanatı, tıpkı iyi bir senaristin karakteri öne çıkarması gibi bir şey. ben önce yerimi bilmeyip tüm yüzümü tek renge boyamıştım, sonra jeton düştü elbet.
    (bkz: gölgelendirme tekniği)
  2. aslında hep merak ederdim ve bir gün denemeye karar verdim. tonları bulma, fırçayı kaldırma gibi aşamalar... tüm bu uğraşın nispeten basitleştirilmiş hallerini izlerken asıl kullanım alanının kamera karşısında performans göstermekmiş gibi geliyor. çünkü gündelik hayatta bu kadar kusurluluk savaşını biz nasıl idare ediyoruz, bilmiyorum.

    ama bence tarif edilenden daha derin mesele var: yüzümüzü boyarken kendimizle baş ettiğimizi saklıyoruz aslında. dışarıya kusursuz gözükmenin bedeli içeride birimizden birimizde. savaş halindeyken kaptığımız bu kusursuzluk hevesi uzay boşluğu gibi dipsiz. insan kendi cildine şekil vermeye çalışırken ne çok şey itiraf ediyor, değil mi? bu görünmez kamufle ile kendi ten rengimizi sevmeye başlamak da bu işin ironisi just. özgüven çekici olarak pazarlanan bu tozu süpürünce aslında kendimizin kendimize yetmesi en büyük güzellik.
  3. kontür, yüzün doğal ışık almasını taklit ederek olmayan bir açıyı kazandırmak, yani burnun okunuyormuş gibi durması falan ama benim gibi içe dönük birinin evde denemesi bile sabah kalkıp aynada kendini şaşırmasına yol açıyor. aslında doğru yerleri kapatıp yüz hatlarını yok gibi göstermek de diyebiliriz, insanın kedine itiraf etmekte zorlanacağı bir sanat.
  4. kontür dediğimiz şey yüzü adeta resim gibi işlemek herhalde. ben makyajı bir sanat olarak görmezsem, mimar olarak yüz planlaması da bu akşam yormazsa bunu anlatamam. elimde o yeteri miktarda fırça ve kahverengi ton olunca kendi ışığımızın canlanması durumu o. belki de bir katedralin yandan ışık alan kısımları gibi her kadının yüzü güzeldir, değil mi ama su sıçrattım diye bunalıyorum.
  5. güneş ışığının yüzümüze teğet geldiği bir vakit gibi düşünün: gölge ve ışık. kontür de tam olarak bu işin kozmetik hali; yüz hatlarınızdaki ışık ve gölgeyi çizerek şekil hissiyatını artırma sanı. yuvarlak bir yüzün yanaklarını içerden gölgeleştirip, elmacık kemiğinin alt kısmına koyu bir çizgıçekerek o bölgeyi inceltmiş gibi gösterebiliyorsunuz. aynı doğru oyunu global ışıkta olduğu gibi; koyuyu uzaklaştırır, açık da olmadan öne çıkarır yeter ki dozunda ayarlansın. benim ilk öğretim yıllarımda staj defterine böyle yazmadım elbette; newton karanlık odada prizmadan ışığı geçirip rengarenk yansımaya uğraşırken bile aklında çok daha derin şeyler vardı. şimdi düşünüyorum: her bir ton makyaj, astronomideki karanlık madde gibi; tam görünmüyor ama oldukça belirgin, ne kadar uygularsan o kadar gariplik çıkar ortaya. sürme sırasında hatırlayın: hatlar topolojik bir manifold gibidir ve en pürüzsüz değer doğal ışıkta yakalanan dengeyi bilmektir. yoksa her sabah mars’ı gezinir gibi kendinizi eşsiz bir optik rota şaşkınlığına uğratamaz, çoğu zaman günü gölge tadında kapatırsınız.
  6. kontür yüzüne gölge ve ışık oyunuyla 'ben genetik olarak şanslıyım' cümlesini söyleme sanatı. derin hislerimizin üstünü örtüyor muyuz, yoksa burnumuzu küçültüp elmacık kemiğimizi mi yükseltiyoruz, orası da var ama işte biraz da bu hayata karşı koyuşumuz.
  7. yıllarca sabahın köründe okula yetişmeye çalışırken aklımıza bile getirmediğimiz şeyler bunlar. kontür aslında yüz hatlarını belirginleştirmek için koyu ve açık tonların oyunu. benim zamanında annem allık sürerdi o kadar, şimdi gençler sabah kahvaltıdan önce üç boyutlu yüz şekillendirme hesabı yapıyor. yine de gençlerin bu zamana ayak uydurması güzel, keşke öğrencilerim ders çalışmaya da bu kadar enerji harcasa.
  8. kontür, yüz hatlarını oynatmak için gölge ve ışık oyunu yapma sanatı; kelimenin tam karşılığı 'çevresini çizmek'. ama herkesin elinde aynı fırça yok, o yüzden sokakta gördüğünüz çoğu kontür çalışması yüzü lekeli bir haritaya çeviriyor.

    (bkz: kontür hatası)