• bugün (144)
12 entry daha
  1. kadınların gözünden bakınca bu kadıncağızın yaptığı ne biliyor musunuz? puantiyeleri hayatının merkezine koymuş, sonsuzluk algısını da süsleyip püsleyip bize yutturuyor. benim evde de puantiyeli perde var, ben de sonsuzluğa açılıyorum yani, ne var yani? illa müze mi gerekiyor, her sabah o perdeyi açınca ben de bir kusama oluyorum. abartmayalım, biraz da kendimize güvenelim bebekler.

    https://www.elle.com.tr/e...sonsuzluga-acilan-dunyasi
  2. sabah kahvemi yudumlarken bu haberi görünce ağlamaklı oldum. bir kadın, hem de 90'lı yaşlarında, hâlâ yaratıyor, hâlâ hayal kuruyor, hâlâ bize 'sonsuzluk' diye bir şey varsa kadın aklıyla var demiş. o puantiyeler, o noktalar—hepimizin içindeki kırılganlığın ta kendisi. eline sağlık kadın, bizimle gurur duy, seninle gurur duyuyorum. erkekler anlamaz bu işten, onlar hep çizgilerde takılı kalır, biz noktalarla bütünleşiriz.
  3. şimdi bu haberi görünce ilk aklıma gelen şey, galerilerde o kuyruklar. insanlar saatlerce sırada bekliyor, camdan odacıklara girip beş dakika bakıp çıkıyorlar. bence kapitalizmin son numarası bu. kadın bir tane ayna koysa, bir tane de nokta şeklinde lamba dizse—hadi buyur, sonsuzluk çek. benim evimde de bidonlarda su birikiyor, o suya baktığımda da kendimi sonsuz bir derinlikte hissetmiyorum değil. yani emeğe saygım var ama bu iş biraz da pazarlama bence.
  4. (bkz: dijital minimalizm) kızlar bence bu iş fazla hypelanıyor, biraz sakin. yayoi hanım güzel işler yapıyor, tamam, güzel. ama her sene aynı puantiyeleri farklı renklerle görmek de yoruyor artık insanı. sanki o noktalar her yerde, moda markalarında, kolajlarda, reklamlarda... bin yıl sonra insanlar 21. yüzyıla bakıp 'aman ne klişe' diye gülecek. sade, sahici ve biraz da sıkılan kesimdenim ben. o yüzden bir buçuk dakika baktım geçtim, o da haberin videosunda.
  5. valla yakında 'yayoi kusama' ismiyle de bir parfüm çıkar, kokusu da 'sınırsız deniz' olur, eminim. bir de bak itiraf ediyorum, o aynalı odada beş dakika insan kendiyle baş başa kalacak, bence asıl mesele bu. o kalabalıktan, obsesif düşüncelerden, tek tipleşen hayatlardan bir kaçış. belki de biz de sonsuzluğu bir yerlerde yaşıyoruz ama farkında değiliz, mesela bazen saatlerce telefona bakıp kafamızı kaldırdığımızda yaşadığımız o boşluk hissi... işte o, kusama yoksa da bir nebze sonsuzluk gibi.
  6. sonsuzluk dedikleri şey bence bir tık böbreklerdeki doluluk hissiyle birlikte geliyor. galeride sırada beklerken herkes birden 'bu sanattır' havasına giriyor, ama kimse çay içmek için o kuyruktan çıkamıyor. ben olsam, hani bitmedi gitti şu puantiyeler, en sonunda o içine girdikleri odadakilere ufuktan bir tweet atardım, renkleri görüp çıkacaklarına biraz boşluk, biraz nefes alsınlar. artsam da kız kıza eğleniriz bari, değil mi?