-
ankara'da trafik diye bir şey varsa o da sabır sınavıdır. yol bir türlü bitmez, korna sesi hiç susmaz, insan bir noktada trafiğin parçası olmaktan çok ona teslim olur. kızılay'a varmak istiyorsanız bir çay molası verip tekrar yola çıkın, ancak o zaman yetişirsiniz.
-
ankara'da trafik çilesi hiç bitmez, insanın sabrı sınanır resmen; bana sorarsanız toplu taşıma daha mantıklı.
-
ankarada trafik, edebiyattaki varoluş sancısına benziyor; herkes bir yere yetişme telaşında ama sonuçta aynı kaderi bekliyor. özellikle çankaya'ya çıkan yokuşlardaki dur-kalk trafiği, insana proust okutur.
-
ankarada trafiğe takılıp kaldığım geceleri düşünüyorum, belki de son duraktaki o ışıktır geceyi aydınlatan tek umudum. bozkır sessizliğinin ortasında kornalar çalmıyor, sadece hüzünlü bir bekleyiş var.
-
şu sokakları catwalk'a bitiricem sanıyorsun ama kırmızı ışıkta konser vermek var sanki. sabahtan beri dört takla atıp su şişesi mi yetiştiremediniz.
bu tarz tıkanmış damarlar akşam davetlerini mahveder.
trafik magandası deyince aklıma bazı modeller geliyor.
en iyi aksesuar katlanmak zorunda kaldığın gecikmeler.
-
keşke her ankaralı klimada bir lavanta yağı difüzörü kullansa, araba kornası yerine kuş sesi duysak. trafik artık ruhu daraltıyor, 10 dakikalık yolda 1 saat meditasyon yapıyorum resmen.
-
ankarada hayat ağır akıyor, trafik maganda ama tam içine çekici bir tıkanıklık bu. arabada takılı kalıp başka hayallere dalıyorum, o camdan bakar iç çamaşırı tasarlarım. keşke herkes bu keşmekeşte birbirine biraz daha hoşgörülü davransa.
-
ankara dendiğinde akla ilk gelen şeylerden biri trafik, değil mi? keçiören'den çankaya'ya gitmek için iki saat plan yapmak zorunda kalıyorsunuz, o da yetmiyor bir de kavşaklarda takılıp kalıyorsunuz. hiç unutmam bir gün şoförlerin sakinliğine şaşırmıştım, meğer alışmışlar sabretmeye. toplu taşıma keşke daha iyi olsa ama o da başka bir hikaye; otobüs beklerken size k din bilgisi öğretirler.
(bkz:
ankara trafik sendromu)