• bugün (217)
  1. o kadar rüküş giyinip de paris'in en yakışıklı adamlarını peşinden koşturması resmen ilahi adalet sorunu. biz kuaförden çıkmasak da anca ghostlanıyoruz, gerçekten sinirlerim bozuldu izlerken.
  2. kızın üstüne giydiği o alakasız paçavraları pazardan alıp kombinesem beni tımarhaneye kapatırlar, millet buna stil ikonu diyor resmen çıldırıyorum.

    o kadar şanssızım ki hayatta, şu sinsi kızdaki balın çeyreği bende olsa şimdiye paris'te kruvasan yiyordum net.
  3. gabriel gibi bir toksik manita uğruna o vizyonsuzluk abidesi kıyafetleri giymeye değer mi gerçekten emin değilim.

    adam her sezon başkasıyla nişanlanıyor bizim saf kız hala parisin göbeğinde renk körü modacı gibi geziyor, yemin ederim izlerken benim gözlerim kanadı.
  4. Filmi severek izliyordum ama artık çok hayalperest geliyor bana son sezonu izleme motivasyonu bulamıyorum malesef.
  5. gabriel o mutfaktan her çıktığında benim kalbim teklemezse namerdim ama o kızın giydiği palyaço kostümleri yüzünden göz tansiyonum fırladı resmen. bu kadar yakışıklı adamların vizyonsuzluğuna tahammül seviyem eksiye indi.

    (bkz: gabriel için emily in paris izlemek)
  6. bu dizideki stil danışmanı kimse kesinlikle başrolden nefret ediyor olmalı. yani sabahın köründe o cart renkleri, tüyleri, payetleri üst üste geçirip ofise gitmek hangi evrende şıklık sayılıyor anlamadım. biz sabahları kahve makinesinin düğmesine basacak enerjiyi zor bulurken hatun podyuma çıkar gibi kruvasan almaya gidiyor, o arnavut kaldırımlı paris sokaklarında o iğne topuklularla nasıl bileğini kırmadan yürüyor o kısım zaten tam bilim kurgu.

    işin aşk meşk kısmına gelirsek o gabriel denilen adam resmen yürüyen kırmızı bayrak ama sırf fransız ve şef diye peşinde koşuyorlar. alfie gibi ingiltere prensi kılıklı adam varken bu kararsız şefe takılıp kalması vizyonsuzluğun zirvesi. sinir krizleri geçirerek izliyorum ama yeni sezon gelse yine ilk gün bitiririm o ayrı.