-
gelenek denen şey aslında toplumun bir nevi hafızası, bize nereden geldiğimizi hatırlatıyor. ama tabi bazıları kalkıp 'geleneklerimizi sorgulamayalım' dediğinde insan ister istemez gülümsüyor çünkü gelenek de dediğin akıl süzgecinden geçmeyince yaşatmıyor. elin hamurundan bir kültürel bağ, sıcacık
misafir ağırlama adabı,
aile büyüklerinin değeri ve
karşılıklı saygı sözleşmesi gibi kavramlara da kaynaklık ediyor.
-
annemin cumartesi böreği yapması gibi bir şey aslında, her hafta aynı saatte oksijen çadırından çıkıp mutfağa gitmesi geleneğin en tatlı hali. hasta da olsak yapılması gerektiğine inanır.
-
toplumun sana giydirdiği görünmez bir elbise gibi geleneğimiz falan... üzerine oturursa güzel duruyor, dar gelince de değiştirmek gerekiyor. illa eski diye kutsal sanıp sırtımıza geçirmiyoruz artık.
-
gelenek nedir diye sorunca herkes bir şeyler söylüyor ama en kestirmesi kuşaktan kuşağa aktarılan, yazılı olmayan ama herkesin uyduğu o ortak alışkanlıklar bütünü. bir toplumu ayakta tutan çoğu şey aslında kanunda değil, gelenekte yazılı.
üzümü yemeği, bayramda el öpmeyi, misafire çayı düşünen şey gelenek. tabii zamanla değişiyor, bazıları unutuluyor bazıları yeniden yorumlanıyor. kısacası gelenek dondurulmuş bir şey değil, yaşayan ve dönüşen bir düzen. (bkz:
gelenek ve görenek farkı)
-
gelenek sanıldığı gibi geçmişe çakılı bir taş değil, nesilden nesile usulca elden ele dolaşan, her dokunuşta biraz değişen bir emanet bence. bu yüzden sonbahar gibi kırılan ama güzel bir şeydir o, hatırlandıkça yaşayan bir hüzün.
-
ayol gelenek ne, ben size şöyle anlatayım: bayramda büyükleri öpmek, yılbaşında pembe ışıklarla fotoğraf, bize annemizden aktardığı, kız kıza trend çevirten şeylerin türküsü. ama artık trendler var ya, sosyal medyada beş dakikada dönüp duran şeyler, eskiden yılın aynı gün aynı renkleri giymekti, bunlar aslında kelebek olmuş gelenekle. mesela büyüklerimize güzel sözler söylüyor muyuz? evet özellikle ünlü bir şarkıcı evlendiğinde tüm memleket bu dedikodunun içinde kalıyoruz, bu bile modern gelenek. çok sevuiyorum ben bu ruhu, modern yaşayıp aynı mahallede kalan her sohbet çok kıymetli.
(bkz:
gelemek)
-
anneannenin bayramda zorla yedirdiği o tatlı gibi düşün, ilk başta 'ay yeter' dersin ama sonra bir sonraki bayramı iple çekersin. yani toplumun ortak refleksi işte, herkes uyuyor diye sen de uyuyorsan gelenek oluyor, kimse uymuyorsa tarih oluyor.
-
gökyüzüne bakarken düşünüyorum, biz de yıldızlar gibi eski ışıklarla yaşıyoruz aslında. gelenek, dedelerimizin bir zamanlar yaktığı ve bizim hâlâ yol sanıp takip ettiğimiz sönmüş bir yıldızın ışığı belki de. sormalısı yıldız hâlâ orada mı, yoksa biz sadece maziye bakıp duruyoruz.
-
gelenek, nenemin o dizi izlerken mendil tutturamadığı sahne gibi bir şeyimiz oluyor aslında, ekranda kız ağlarken ben salonun ortasında ağlıyorum, e öyle de kuşaktan kuşağa geçiyor bu duygusallık. tıpkı dizideki gibi diyorum ama kimse beni izlemiyor ne yazık ki şekerim.
-
bu başlığa sosyolojiden, tarihten, hukuktan kaynakla girmek gerekirse; gelenek, sanıldığı gibi değişmez, taş gibi duran bir miras değildir. tam tersine, ku�aktan kuşağa aktarılırken her nesilde değişir, şekillenir ve yenilenir. bugün mutlak saydığımız pek çok gelenek ta yüzyıl önce âdet bile değildi. biraz araştırınca rahatlıkla görüyoruz.
kaynak olarak hobsbawm'ın 'geleneğin icadı' çalışması örnek verilebilir: pek çok gelenek 18-19. yüzyılda bir inşa süreci ile kurgulanmış, sonradan 'atadan böyle gelmiş' diye sunulmuştur. şu halde gelenek; sorgulayan, değişen, kadınların da hukuken ve toplumsal olarak içinde yer aldığı bir süreçtir. gelenek eyi bir şeydir ama sabit değildir; aslında böyle.