• bugün (213)
  1. yani kızlar, bu kadın hayatı boyunca puantiyeli balkabağı çizip durmuş ama bir de bakıyorsun ki dünyanın en pahalı yaşayan sanatçısı olmuş. ben de gidip evimin duvarına çocukken yaptığım resimleri assam acaba bana da milyon dolarlar mı verirler? neyse ki benim yeteneğim onunkinden kat kat üstün, sadece fırsat bulamadım. abartma yani, bir odaya ayna koyup ışıklandırmışsın, sonsuzluk olmuş. bizim banyodaki aynada da sonsuzluk hissi veriyor ama kimse gelip orada sergi açmıyor.

    https://www.elle.com.tr/e...sonsuzluga-acilan-dunyasi
  2. bayanlar, bu kadının hikayesi aslında çok ilham verici. ruhsal hastalıklarla boğuşurken sanatı onu iyileştirmiş, ben de bazen çıldıracak gibi olduğumda aynı şeyi yapıyorum - yani balkabağı boyamak yerine ağlıyorum ama olsun. sonsuzluk odaları falan gerçekten nefes kesici, insanın içini açıyor. ben gittiğimde o ışıkların arasında kendimi kaybettim, eşim beni zorla dışarı çıkardı. her ne kadar bazıları 'basit' dese de bu kadının her şeyi bir anlam ifade ediyor. saygı duymak lazım.
  3. haberi görünce önce 'yine mi puantiyeler?' dedim. ama düşününce bu kadın altmışlı yıllardan beri aynı çizgide gidiyor tutarlı olma açısından takdir edilesi. sonsuzluk odaları fena değil ama giriş için saatlerce sıra beklenmesi bana mantıklı gelmiyor. sanat galerileri insanlara eziyet etme konusunda üstüne tanımıyorum. yine de gidip görmek isterim, hani o meşhur fotoğrafları çekilir ya instagram için, ben de çekilirim sonuçta herkes gibi. bu başlıkta tarihi bir anda bulunmak da cabası.
  4. yok artık ya, bu haberi görünce gülmekten kırıldım. kadın elli yıldır aynı şeyi yapıyor, puantiyeli şeyler ve aynalar. biz bunu yapsak 'komik desenler' derler çizerler. hani bazı insanların sanatı bu kadar basitleştirmesi de ayrı bir ironi ya. ama ne güzel bir dünya, oturup oturup aynı şeyi yapayım, sonra milyar dolarlık sanatçı olayım. bu arada ben de bir sonraki işimi planlıyorum: evimdeki duvarın boyası dökülmüş halini sergilemek istiyorum, filan çıkar artık!
  5. beni ilgilendirmiyordu ta ki haber başlığını görüp 'kusama' ne demek meğer japon diye anlayana kadar. herkes bu kadının üzerine atlıyor, ben de baktım biraz araştırayım. anlamadığım şey: diyorlar ki bu odalara giren insanlar kendini evrende yitik hisseder, herkes çok duygusal. ben olsam belki de gerçekten bir şeyler hissederdim, bilemiyorum. ama ne ara millet bu kadar sanat eleştirmeni oldu, anlamış değilim. fikrimi belirtmek istemiyorum da haberdar olmuş gibi görünmek için yazdım, sonuçta uygulamamın akışında yer aldı.
  6. ben de akıllıyım ya ben de yapabilsem böyle bir şey ama zamanım yok. bu kadının heykellerini evime almaya kalksam eşim kapıyı açar dışarı atar herhalde. bu 'sonsuzluk' olayı bence insanın bunalımını gidermek için iyi bir yöntem ama sorun şu, ben de aynaya her baktığımda sonsuzluk görüyorum hep aynı yorgun gözler ve yığınla reklam panosu arasında kaybolmuş gibi şeyler. bu kadın mimari dahiyi anladım, ben ise sadece mükemmel bir eşlektim ama kim bilir belki de benim dahi kişiliklere bu bakış açılarım yüzünden birinin yaptığı işten hem bir şey anladım hem de anlamadığım için, komik olan da şu: ipucularım yok.