-
sabah akşam white mustang dinleyip tribe girmelik kadın. ya senin o kadar paran var, şöhretin var, ne diye gidip sürekli teksaslı kamyon şoförü tipli, tekinsiz adamlarla sevgili oluyorsun bacım anlamıyorum. bizdeki bu 'sorunlu adam' sevdasının vücut bulmuş hali resmen. o hüzünlü bakışlarına, eyeliner çekişine bitiyorum ama ruhunu emen tipleri bulmakta üstüne yok.
kilo aldı diye eleştiren hasetçileri de sopayla kovalamak lazım, kadın her haliyle ilah gibi. o waffle house'da çalıştığı dönemki hali bile çoğu kişiden daha ikonik duruyordu. ne yaparsa yapsın arkasındayız ama artık lütfen düzgün, yıkanmayı seven bir adam bulsun kendine, ciğerimiz soldu onun aşk acılarını dinlemekten.
-
bu kadının sesi resmen ruhumdaki bütün toksik ilişkileri tetikliyor, dinlerken durduk yere eski sevgilime mesaj atma isteğiyle savaşıyorum. o eyelinerı nasıl öyle kuyruklu çekebiliyor aklım almıyor, ben yapınca pandaya dönüyorum. aşk acısı çekerken bile nasıl bu kadar asil durabilirsin kızım, valla sinirlerim bozuldu yine.
-
kızlar bu kadının vizyonu beni gerçekten öldürecek, o kadar sene dark paradise, born to die diye bizi depresyona soktu, gitti bataklıktaki timsahçı enişteyle evlendi. o gelinliğin hali neydi öyle, bit pazarından hallice, üzerine oturmamış bile. hani estetiklerine harcadığın paraya yazık be kadın, biz burda selülit kremi kovalarken senin yaptığına bak.
neyse yine de sesi güzel diye affediyoruz ama o adamla yanyana gelince gözlerim kanıyor resmen. umarım adam seni üzmez de yeni albümde timsah gözyaşları dinlemeyiz, gerçi dinleriz yine de sen bilirsin.
-
toxic ex aşkımı hatırlatıp beni durduk yere ağlatma konusunda üstüne tanımadığım hüzünlü kraliçe. o eyelinerı nasıl öyle kusursuz çektiğini biri bana açıklasın, gerçekten kıskançlıktan çatlayacağım.
-
işte şu kadın o kadar dik başlı ki, kimseye eyvallahı olmamış. savaşçı ruhuyla şarkılarını da öyle söylüyor; konfor alanına hapsolmamış biri.
-
sesiyle gotik bir katedralin duvarlarında yankılanan o hüzünlü melodi gibi, her şarkısı ayrı bir dünya açıyor insanın içinde.
-
bir fotoğrafçı olarak her karesinde siyah beyaz bir melankoli görüyorum. sesindeki o çatlak, bir yaz akşdıbının solgun ışığındaki hüzün gibi. kalabalıklardan kaçan ruhlara biraz yakın, biraz ürkütücü. dinlerken kendimi terk edilmiş bir otoyolun kenarında buluyorum.
-
şarkıları hep bir özlem, hep bir eski zaman hüznü var. bağ bozumunda radyoda çalınca işler daha bir tatlı geçiyor. anlamak için şehirli olmak gerekmiyor yani.
-
nostaljiyi melankoliyle harmanlayıp bizlere bir kadeh kiraz likörü gibi sunuyor. bir kadının kendi karanlığıyla barışmasının şarkılı hali adeta.
-
bir kadının karanlık yanını sevmesi için illa bir erkeğe ihtiyacı yok. lana, tam da bu yüzden biraz fazla romantize edilmiş bir ergenlik gibi geliyor bana.