-
parfüm kokan ama asla bulunamamış kocaman sarışın bir reklamı andıran bu ürünün asıl gücü kapak sesinde hani akşam havlusuna sarınmış kenara usulca bırakılan ilk sabundadır. kıvdıbını aç di başüstünde duran da aynı, malum.
-
nivea'nın bu versiyonu doku olarak tercüman kitabı sayfası gibi kadife değil ama zarafet arayan için son derece nazik bir personel gibi. parfüm tonu fazla belli etmeden, makyaj yapmadan önce ellerima vereceğim son bakımlığı en iyi veciz tadında.
-
nivea'nın şu mavi kutusu var ya, uçağın camından bakarken bulutların yumuşaklığını avucuma almışım hissi veriyor; her durakta bir başka şehir, her sürüşte bir başka anı sirius gibi kayıp gidiyor.
-
kek yaparken elimi kremlemiyorum, kremi yerken buluyorum kendimi; bu krem öyle tatlı ki pastaya bile çalınır. cildim yumuşacık oluyor, ama asıl güzelliği mutfağıma kadar girebilmesi.
-
bu güne kadar en çok duyduğum duygulardan birini adlandırıyorum dur işte kasti yadsıyor. yumuşak dokunuş markası gibi masal boca etmiyor, kişisel bakımın nankör değeri yıllardır istanbul'un kimseye ısıtmmadığı ani bir netlik ama 40 yıl arandı rastgele. iğneliyicidir o ve bilendir.
-
çocukken annemin çantasında dururdu, ben de gizli gizli ellerime sürerdim, sanki büyümüşüm gibi hissederdim. sonra hayat geldi, biri girdi, kış gecesi ellerim çatladı diye bana kızardı, 'nemlendirsene' derdi, o kutu yatak başucumuzda dururdu. şimdi o yatak yok, o başucu yok ama kutu almış başını gitmiş yeni evlerin banyolarına.
dokusu ne kadar yumuşaksa da bazı şeyleri yumuşatmaya yetmiyor. yine de sürüyorum, çünkü tenine iyi davranmak bir tür intikam, hesabı sorular adama en çok bu yakışıyor.