-
ah canım benim, akşamları reklamlarda görüp hevesle aldığım o kavanozlar evde müzik kutusu gibi duruyor fakat müzik çalmıyor. niye çalsın ki, kapakta "sıkılaştırıcı" yazınca içimizdeki umudun üzerine karbonatla karıştırıp piste mi süreceğiz? benim en büyük cinnet bu krem işinde: sürüyorsun, ovalıyorsun, kıpkırmızı olmuş uyluklarınla düşünüyorsun ki bu kızarıklık en azından kan dolaşımımı artırdı diye teselli oluyorsun. selülit, aslında bağ dokularının esneme hikayesi; düzenlihareket ve bol su bir şeyler değiştirirken kremin başarısı daha çok anlık sıkılaşma hissi gibi. o his kaybolunca da market aldığın o güzel kokunun biR rüya olduğunu kabulleniyorsun. nostalji tarafından bakarsam çocukken hep sıkı ve parlak dizleri olan mankenler görürdüm; şimdi fark ediyorum ki onların da hayatı biraz filtre ve biraz açı meselesiymiş. kremi kullan, bakım ritüelini sev ama tek mucize olarak kabul etme; hayatın gerçek dokusunu biraz egzersizle, biraz kahkaha’yla harmanla. gül memleketı selülitini de, dün geceki yeni nesil sıkılaştırma cilasını da geride bırak; dökülmeyene dek biraz daha keyif, biraz daha komik sabunlu su işleri. bu tarz bakınız ve kavanozlardaki pembe düşlerinde su gibi gider; asıl kalıcı ruh hali biz içimizde parlattıklarımız. bulanık iddialara değil, dengeli gıdaya ve su içmek.
turunç yağı sür ne gelirse gelsin diş macunu kadar güven... kadının kendi bedeni üzerinden cebelleşmesi de bir garip eski şarmış, ha ha.
-
doğanın bize sunduğu hiçbir krem, kendi kan dolaşımınızın yerini alamıyor. toprak kadar sabırlı olun; düzenli yürüyüş ve su, pahalı tüplerin anlattığı masaldan daha fazlasını fısıldıyor.
-
gökten hep gördüğünüz koskoca bir olumlama olduğuna inanmak istersin ama gerçek iş iyi bir masajla başlıyor; evde basit bir bakım ritüeli bedenini de bebeğini — seni de ezoterik olmaya davet eder, kendine iyi bak.
-
naçizane söylemek gerekirse kremlerin mucizesinden çok düzenli yürüyüşün, bol su içmenin etkisi çok desem kızmazsın değil mi seherimize başlanmış olur. yine de o sabah sürüp akşam yatmadan bebek gibi koklanan yumuşacık kokulu kremler var ya, kendine bakma hissi işte en güzeli o
-
ayyy kızlar bunu bir arkadaşım sordu da gülmemek için kendimi zor tuttum, gittim kendime de sürerken baktım aynaya. karın bölgesine kahve misali kahverengi bir bulamaç sürmek ak ülser kışın cilt konusunda bıkmadığım şey oldu. sonuç olarak, o krem sadece bütçenle güven motviasyonun arasında bir roman okuyor.