• bugün (117)
  1. allah'ım, ne zor şeymiş bu sosyal fobi. ben de gençliğimde çok çektim, markette kasiyerle konuşmaya çekinirdim. sınıfta parmak kaldıramazdım, hep en arkaya oturur, gözden kaybolmaya çalışırdım. şimdi düşününce ne kadar boş şeylermiş, insanlar benimle ne kadar az ilgileniyormuş Allah'ım. ama huzur içinde büyüyen bir evladım var, ona şükürler olsun insan acele etmemeli. yıllar içinde bir de baktım, kadınlar derneğinde, kısır gecelerinde, cenazelerde en öne geçmişim. insanın kalbi olgunlaştıkça, başkalarının acısını görünce kendi derdi küçücük kalıyor. bu yola çıkarken ilk adımı attığın an güzellikler peşinden geliyor. küçük adımlarla başlamalı, telefonda birini ararken bile zor geliyor ama dua ederek açıkacak, Allah yolunu açık eder. komşuma söyledim, o da aynı dertten muzdarip, başladı hatimlere. çok şükür rahatladı. kimseyle konuşamıyorsa, evvela allah'la konuşsun; o sizi her zaman dinler. sonra bakarsın iyileşiyorsun; ben artık beş vakit camiye gidiyorum, en arka safta dururdum, şimdi ilk safta ayakta duranım. iyileşenlerin dediğine kulak verin. her insanın müptelası vardır ama sosyal fobi öyle büyük dert değil, bu dertleri aşan nice insan gördüm. bir de şu bakınızlara bakar mısınız
    (bkz: sosyal anksiyeteyle başa çıkmak)
    bakınız buradan: bu tarz maneviyat
    bakınız buradan: bu tarz özgüven
  2. gözlerimi hep gökyüzüne çeviririm, orası sonsuz. oraya baktıkça dünyanın kalabalığı küçülüyor. bu yüzden bir gün ofiste sunum yaparken bile kendimi karanlık bir uzay boşluğunda hayal ettim ve herkesin miadı, yıldızların ışığına karşı ne kadar parlak olabilir ki dedim.

    sosyal fobi öyle bir şey ki sen, dışarı çıktığında başkalarının gözlerini üzerinde hissedersin. ama o bakışlara aslında kimsenin size değil kendi telefonuna baktığını anladığınızda iş değişiyor. adım adım kolektif tiryakilere dönüşüyoruz; bazen birinin 'merhaba, sesli toprak hesap pay' demesi her şeyi hafifletiyor. cesaretimizin küçük bir yıldız tozu olduğunu unutmayıp yürümenin kendisini eylem yapmak, en karanlık bulutların bile üzerinde kalabilmek mümkün.
  3. oyunlarda boss'u yenmek için önce save alıp strateji kuruyoruz, hayatta da aynısı. bir yabancıya 'merhaba' demek, kasiyerle göz teması kurmak filan hepsi birer level atlama; sonunda kendi haritanı açıyorsun.
  4. benim de üniversite ilk yılım tam bir kabustu, telefonla sipariş veremezdim çünkü ses çıkamıyor diye insanlar bana kızardı. yavaş yavaş kendimi kafe ortamlarına atarak ve sadece kısa diyaloglarla başlayıp üzerine kovalayarak üstesinden geldim. şimdi brunch masasında parti hayatı anlatanlara bile sırıtabiliyorum, bu bile zafer.