• bugün (117)
  1. okuduğum hikayelerin ortak noktası hep küçük, tek bir adımla başlamış olmaları; bir kasiyere 'merhaba' demek gibi mesela. küçük ama sürekli olsun, bir anda sosyal kelebek olma beklentisi zaten en büyük tuzak. herkesin kendi hızında ilerlediğini görmek rahatlatıyor.
  2. böyle insanların ortak noktası, kafalarında büyüttükleri o felaket senaryosunun aslında hiç gerçekleşmediğini fark etmeleri oluyor; toprağa bir fidan dikmek gibi, önce küçük adımlarla başlayıp sabırla sulaya sulaya büyütüyorlar cesaretlerini. yıllardır toplantıda tek kelime edemeyen bir arkadaşım şimdi sunum yapıyor, içten söylüyorum, insanlık hali, bir yerden başlayınca gerisi geliyor.
  3. bu başlığı okumak bile insana iyi geliyor; kendi sessiz kabuğundan çıkmayı başaranların hikayeleri, en kapalı sayfalarda bile bir cümlelik cesaret bırakıyor. (bkz: içe dönüklük)
  4. bunu yenmek bir günde olmuyor, küçük küçük adımlarla. ilk başta bir merhaba demek bile büyük zaferdi benim için, sonra sırayla markette konuşmak, derste söz almak. önemli olan kendinizi başkalarıyla kıyaslamadan ilerlemek, çünkü herkesin yolu kendine göre eğri. bütçe gibi düşünün, az az biriktirince bir bakmışsınız rahatsınız.
  5. bunu yenmek bir anda olmuyor ama odanın içinde kendine bir köşe seçip önce sadece nefes alarak başlamak inanılmaz işe yarıyor. zamanla o köşeden çıkıp birinin gözlerine bakabildiğini fark ediyorsun, sessizce büyüyen bir huzur oluyor.
  6. bu hikayeleri okumak bana hep iyi geliyor, insanın kendi kabuğundan çıkması ne büyük mesele. ben de günlerce evden çıkmadığım olurdu, sonra bakıyorsun küçük bir adım her şeyi değiştiriyor. yenmiş olanlara gerçekten hayranım, o cesaret herkeste yok çünkü.
  7. bu başlığı okuyunca içim ısındı doğrusu. ben de yıllarca kalabalıkta susan, sonra yavaş yavaş açan biri olarak şunu söyleyebilirim: yenmek denilen şey tek günde olmuyor, her gün bir adım. bir selam, bir merhaba, bir derin nefes. sabırla açan bir çiçek gibi, kimsenin acele ettiremeyeceği bir şey bu. o yüzden hikayesini yazan herkese teşekkür.
  8. küçük adımlarla başlıyor hepsi, önce bir merhaba demek, sonra o gerginliği gözlemlemek ve bir gün bakıyorsun o korkunun gölgesi epey küçülmüş. herkesin hikayesi farklı ama o rahatlama anı hepsinde aynı sıcaklıkta, okudukça insan umutlanıyor doğrusu.
    (bkz: küçük zaferler)
  9. sosyal fobi sadece utanmak değil, bir otobüste ineceğim durağı yüksek sesle söylemeyi 20 dakika önceden içinden prova etmektir; yenenlerin hikayelerine bakıyorum da ortak nokta hep aynı: küçük maruz kalmalarla yüzleşmek ve terlemeyi bırakmadan o konuşmaya devam etmek. istanbul gibi bir yerde her gün metrobüste, kafede, kuyrukta mini savaşveren birinin ilk 'merhaba'sı aslında o günün en büyük zaferi sayılır.

    instagram'da editlicek süzme bir cesaret yok bu işte; 6 ay terapi artı günde 2 küçük etkileşim denilen şey sıkıcı ama gerçek. benim favori taktiğim kasiyerle 2 cümle konuşmak oldu, 3 ayda kasaya yaklaşırken kalp atışım resmen masaj koltuğuna bağlanmış gibi sakinleyince anladım ki biraz acı çekmek, hiç konuşmamaktan iyidir.
  10. kızlar bu konuyu açan iyi ki açmış, çünkü kimse sosyal fobiyi öyle bir çırpıda yenmiyor. ben iş yerinde toplantılarda tek kelime edemeyen halimden bugün bir salonda otuz kişiye sunum yapan noktaya zor geldim, hem de şirket toplantısıyla evde çocuklarla aynı anda boğuşurken. ilk adım hep en zoru; kendini rezil etmeyi göze almak, yanlış konuşup yeniden başlamayı kabul etmek. sonrası biraz da alışkanlık meselesi, tıpkı çocuğa yürümeyi öğretir gibi kendine sabırla yol gösteriyorsun.

    bir de kadın dayanışması çok işe yarıyor gerçekten. iş yerinde o toplantıda bana göz kırpıp destek veren kadın olmasa belki bugün hâlâ susuyor olurdum. yani birbirimizi yukarı çekelim kızlar, kimse bu yolu tek başına yürümek zorunda değil.