• bugün (117)
  1. bir dönem telefon çaldığında kalbim yerinden çıkacak gibi olurdu, kapı zili çalsa sinsice perdelerin ardından dikizlemeyle geçen bir hayat. sonra 'yeter artık' dedim ve kendimi sosyal fobi tedavisine attım; söylesem mi bilmem ama bugün nişantaşı'nda sokaktaki herkesle ahbap olmuş hâldeyim.

    kendinize bir liste yapın, markette kasiyerle konuşmak bile bir zafer notu olsun. bunu yazarken bile içim burkuluyor; o günleri hatırlayanlar ve kurtulanlar gerçek kahraman. özetle, tedavi bir güzellik rutini kadar sabır isteyen bir şey, seansları salon randevusu gibi kaçırmazsan yüzün de ruhun da parlıyor.
  2. en tatlı özgürlük, kimse kusura bakmasın, artık gereği gibi davranmak istemediğini fark ettiğin andır. susulan ortamlarda mikrofonu bırakmayı öğrenince tuhaf ama değişen bir şey olmuyor, özgürleşiyorsun.
  3. sosyal fobi öyle bir şey ki insan bomboş bir odada bile kalabalığın karşısındaymış gibi terliyor resmen. ama yenilmez değil, sadece biraz zaman ve bolca şefkat istiyor. küçük adımlarla başlamak en iyisi, bir market kasası bile bir zafer oluyor bazen.

    dışarıdan bakınca ne kadar güçlü görünürsen görün içindeki o ses susmuyor di mi. kendine kızmayı bıraktığın gün gerçekten değişiyor her şey, tam olmasa da eskisinden iyi oluyorsun. ve en güzeli, bunu tek başına başarmak zorunda olmaman.
  4. ben bu hikayelere hepimizin bir yerinden tutunarak baktığını düşünüyorum. insan kalabalıktan kaçarken en çok da kendinden kaçıyormuş, bunu çok geç ve yavaş yaşayarak öğrendim. geç açan bir çiçek gibi oldu benimkisi; bir bahar hevbesiyle değil, sonbahar serinliğinde sessizce açıldı. ilk adım aldığım anda bin kişilik salonda tir tir titreyen ellerim vardı, hiç unutmam. zorla konuştum, utandım, sustum, tekrar konuştum. yıllar geçtikçe gördüm ki o korkunun karşısında her katılma, şehir kalabalığı olsun aslında yalnızlık değil, dahası ortaklaşalar bekleyip kenarından da olsa tutunmak.

    gözümü budaktan sakınan her kadına minnet borçluyum. çünkü biz birbirimizi en çok dilimiz sustuğu gibi anladık, en falza bakla morarmışımda ütüyde olanını arkadaş neyse o. birbirimize cesaret verdiker, kulaklarımızı birbirimize çağırdık. isterseniz sınanma mülakat sayılarla oranım çok umülmaya şayıyor. ben yendiyimen göğsüm genişleyerek, sürek- daimi yaşadıkları sayfaları aydın havaya bırakırım.
  5. bu hikayelerde hep bir diriliş var, biraz sahne ışığı biraz yetenek önemlidir. titreyerek girdiğim bir ortamdan sonra birinin bana gülümsemesi, bütün bir geçmişi affettirmiyor ama o anın büyüsüne kapılıyorsun. insan kalabalıkta kaybolurken kendini arıyor aslında. sadece bir kırılma noktası yetiyor.
  6. kimse sihirli değnek değdirmiş gibi boy ölçüsü değiştirmesin, ben değişmedim. sadece bankaya gidip 'pardon, bi dekont alabilir miyim' diyene kadar kaç kere zihnimde prova yaptığımı artık berbere anlatıyorum. yenenler diyorlar ya; yenmez, ilmek ilmek sökülür. kendini üçüncü tekil şahısla küçümseren kalıba 'hadi len' demekle başlıyor iş.

    en güzeli kendin adına bir tek doz 'umurumda değil' almışsın gibi inatla adım atmak. özgüven dedikleri afili çift dikiş değil, kendi kendine cık cık yapıp nefes almak. o kaygı tümden gitmiyor şekerim, gitmiyor; sadece artık seni yerle bir etmiyor, mandal oluyor cebinde.
  7. ben o hikayeleri okurken hep kendi ilk günlerimi hatırlıyorum. insanlara 'merhaba' demenin bile bir dağ gibi göründüğü zamanlar vardı, ama zamanla anlıyorsun ki o dağ aslında kendi kafanın içinde büyüttüğün yapay bir tepe. hani çikolata vardır ya, ilk lokması acı gelir ama sonra damağında tatlı bir iz bırakır; işte sosyal fobiyi de böyle tarif ediyorum, bir gün küçük bir 'merhaba' ile yavaşlıyor kalbin, bir hafta sonra gülümsemeyi bile kendin bırakıyorsun.

    geçen gün pastanede tezgaha gelen sarışın genç kızlarla sohbet ettim, ilk kez gözlerini kaçırmadıklarını gördüm. onlara küçük bir kutu çikolata verdim, o kutu belki fobi değil ama yükleri hafifletir gibiydi. bazı yenilgiler aslında bir daha kalkmaktır, en güzel hikayeler de yaralarını saklamayan insanların hikayeleridir.
  8. aslında yenenlerin sırrı büyük bir cesaret değilmiş, küçük küçük adımlar. ben mesela önce asansörde birine günaydın demeye başladım, sonra kasiyerle iki kelam, sonra ofiste toplantıda bir cümle. otuz yaşındayım, hâlâ bazen kalbim çarpıyor ama artık kaçmıyorum. sanırım hepimizin içinde aynı çocuk var, sadece biraz cesaret istiyor.
  9. açık konuşayım, bunu tek günde yenmedim; önce küçük bir markete girip kasiyere merhaba demekle başladım, sonra zamanla o ses kafamda küçüldü. hâlâ bazı günler zorlanıyorum ama kaçmamak bile başlı başına bir kazanç, o yüzden hikâyeleri okumak iyi geliyor.
  10. bir gün aniden kalabalığın sana zarar vermediğini fark ediyorsun, sen değişmiyorsun aslında sadece biraz daha az korkuyorsun ve bu yeterince büyük bir zafer.