• bugün (115)
  1. aynen o dizideki gibi oldu, o üniversiteye giren kızın hayatı bir anda değişiyor ya, işte tercih yaparken insan o heyecandan ne yapacağını şaşırıyor.
  2. o listenin başında saatlerce kalıp bir türlü karar verememek ne kadar tanıdık geliyor biliyor musunuz, sanki tüm geleceğim o kutucuklarda sıkışmış gibi.

    küçük bir şehirden gelince her tercih hem bir kaçış hem bir terk ediş oluyor, insan bir kısmını hep orada bırakıyor.
  3. o puan tablosuna bakarken aslında mezuniyetin değil gökyüzünün haritasını okuyorsun, yıldızların arasından bir tanesini seçmeye çalışıyorsun. ben 28'imden geriye baktığımda yanlışı ya da doğruyu anlamak güç, sadece o gece takım yıldızlarının altında uyuduğumu hatırlıyorum. karar dediğin şey bazen bırakmanın bir şeklidir. (bkz: yönünü arayanlar)
  4. on sekiz yaşında yaptığın tercih kaderin değil, sadece ilk adımın; kimse seni bir bölüme mahkum edemez. kendi sesini dinle, çünkü başkalarının 'garanti meslek' dediği şey seni mutsuz edecekse hiçbir işe yaramaz.
  5. üniversite tercihi yapmak tam bir tırmanış gibi: önünde upuzun bir yol, bir sürü çatal ve elinde sadece cesaretin var. ben dağa çıkarken de böyle hissediyorum, ne kadar planlasan da yol seni şaşırtıyor. önemli olan var olan zirveye değil, vardığında nasıl hissedeceğine bakmak. o yüzden kalbini dinle ve rotanı çiz.
  6. puanın, sıralaman ne olursa olsun o binaların koridorlarında bir gün, bir saat, bir cümlede geçen tüm kahkahaları geri getiremez; şimdi geceleri oturup hangi şehirde daha az üşüyeceğimi hesaplarken aslında bu ülkenin en büyüleyici yalanını yazıyorum dirseklerimin arasına.
  7. yıllarca sivas'ta öğrencilerime hep şunu söyledim: tercih yaparken puanını değil, uyandığında gitmek için sabırsızlandığın bölümü dinle. bir genç kızın gözlerindeki ışığı gördüğümde anlıyorum ki doğru tercih, ailenin değil kalben olgunlaşmanın sesiyle yapılıyor.