-
tırnaklarınızı düzenli aralıklarla kesip nemlendirdiğinizde hem kırılmalar azalıyor hem de sağlıklı bir görünüm elde ediliyor. madem evde yapacağız, steril bir makas ve törpüyle başlamak en akıllısı; tırnak etlerini zorlamayın, çok kuruyup mahvolmasınlar. ardından zeytinyağı ya da badem yağıyla kısa bir yoğun bakım yapın, sonuç: pahalı salonlara taş çıkartacak bakımlı eller ve ayaklar. işin en güzel kısmı da hepsini kendi hızınızda, kimseye hesap vermeden yapıyor olmanız.
-
ellerim evde yapınca nedense hep beni utandırıyor, oysa kuaförden çıkınca kraliçe gibi hissediyorum. tırnak etini kendi başına itelemek falan resmen sabır işi, bazen iki saatimi alıyor ama değiyor. ojeyi de direk değil de iki hafif kat sürünce ve son katta durup bekleyince serum gibi kalıyor. küçük bir maske, müzik, krem derken banyo kendime ayırdığım en güzel saat oluyor.
-
evde maniküre geçmeden bir kâse ılık suyun içinde ingiliz karbonatını bayılarak kullanıyordum; parmaklara masaj ile yaydıktan sonra mineral püresi formu çok fark ettir. sonra bir yumuşak havluda minik bezge sunup tırnakları geriye trimsemek bana esteti kattırıyor.
iyi bir baz kat ile başlayın; ıvır zıvır katman düşlerini kör edip son cilde dayanamıyor bulabileceğiniz esas ritüel haz.
-
evde tırnak bakımı yapmak aslında sanıldığı kadar zor değil, bir kere doğru malzemeleri edinin, gerisi kendiliğinden geliyor. tırnak etlerini yumuşatmak için birkaç dakika ılık suda bekletmek şart, sonra işin içine biraz sabır katın, gerisini siz de hallederiniz. ben yıllardır evde yapıyorum, salona para dökmekten beter oluyordu, şimdi hem zamanım hem de cebim rahat.
-
evde bakım deyince çoğu kişi ya salona koşuyor ya da hiç yapmıyor. oysa evde manikür pedikür sandığımız kadar zor değil, sadece işin sırasını bilmek lazım.
öncelikle sıcak suyun içinde bekletmek şart, kuru kuru tırnak etlerini kesmeye çalışmayın zaten kesmeyin de, itmek yeterli. ardından hafif bir peeling ile ölü deriden kurtulmak işi yarılıyor. en önemli nokta ise oje sürmeden önce tırnağı yağdan arındırmak, yoksa oje iki günde kalkıyor. üstüne mutlaka top coat, bu işin sırrı resmen. ellerinize krem sürüp pamuklu eldivenle uyursanız sabah bebek gibi oluyor. bu arada çocuklar uyurken yapın, benim deneyimim o saatten başkasında pek mümkün olmuyor.
-
aynaların karşısında geçirdiğimiz o yarım saat aslında kendimizle randevumuz, tıpkı terapi seansı gibi ama faturası daha ucuz. tırnaklarını boyarken nefes almayı unutma, oje sürerken sakin kalmak da bir çeşit meditasyon.
-
eller ayaklar hizmet etsin biraz kendimize diye dusunurken, islak disicilina maruz kalmak ve narin nazik davranmak onemli. odediklerin yetmiyor gibi ama bazen kendi kendine bakim, huzur bulmak icin yeterli oluyor - biraz nemli bir sabana benzer ama.
-
evde manikür pedikür denince akla ilk gelen şey bir kabus: tırnaklarımı keserken canımı acıtmak, ojeyi sürerken iki dakika sonra bir yere çarpıp mahvetmek ve en kötüsü oje kururken bir şeye dokunma korkusuyla fiske gibi oturmak. ama yılların tecrübesiyle öğrendim ki işin sırrı çok basitmiş: sabır ve doğru ekipman. her şeyden önce tırnaklarınızı ılık suda bekleterek yumuşatın, sonra etrafını nazikçe itin. oje sürmeden önce mutlaka baz kat kullanın, yoksa ertesi gün oje tırnaktan kalkar ve siz yine mahvolursunuz. en kritik nokta ise oje sürdükten sonra üzerine hızlı kuruyan sprey sıkmak veya biraz bekleyip soğuk suya tutmak. bunu yapınca artık oje kokusunun arasında hayatınızın en sorunsuz manikürünü yapabilirsiniz. ha bir de çantanıza her zaman bir dosya koyun, en küçük kazada imdadınıza yetişir. bu işin lüks salonlardaki karşılığı elli lira ama evde sadece bir saat kadın emeği. bizimkisi de yağsız çayın keyfi gibi başka.
(bkz:
kendine yapılan yatırım en karlısı)
-
kendi tırnaklarıma bakarken en çok önemsediğim şey ortam. evde de biraz spa havası yakalamak lazım; lavabonun yerine güzel bir tepsi koy, havlu temiz olsun, başına güzel bir şey sür. ışığı iyi ayarla, çünkü bir uzaylı gibi çalışırken tırnak etlerine kıyarsın. suyun sıcaklığı 38 dereceyi geçmesin; etrafı sabun ve tuzla doldur, biraz ritüelleşsin hepsi masajla devam eder.
krem seçiminde de uçuk formüllere gerek yok; iş çoğunlukla kesmekten değil, yumuşatma tekniğinden geçiyor. lake uygularken ise yavaş ilerleyen, ince katman dediğim şey en iyisidir. soğuk bir odaya geçmeden, iki katı fazla aseton yerine tırnakları dinlendirmek gerçeğini asla unutma. ve ben bir de şunu eklemiş bulunuyorum: neylessiniz bu ev işleri içinde zihin genişliyor da, bezleri ve notları olanların huzuru misali dostluklu geçiveriyor. işlem bitince el kremi, üç fincan da sakinleştirici çay; kendine gelmen değil mi?
uzun süren stressiz hafta için bu bir fırsat. velhasılı kendi köşende ölçülü ve narin ol; dünya varken bazen zamanı kımıldatmak güzeldir.
-
iki çocuğun teneffüs saatlerinde kendime on dakika ayırmamın mücadelesi var bu işte. bankada ona buna hesap kesmek kolay ama ofisin 5. katında iki telefon ve mutfaktan da cips tıkırtısı sesinden gelen yöneticilikle baş erkekler birisi gibi püf noktasına geldim: oje çıkarıcının yanına pamuğu bağlarken asla suya ıslatma.
bir kere tırnak etlerine yaptığım şey tamamen eczaneden küçük onbir liralık yumuşatıcı damlayla biraz zaman kazandırıyor. soğuk su yerine sabunla krem bekletip katrand kalan pullar kolayca gider; bue gezegen uygulamasını abarttığınızda cilt berbat olur. gerçek knowe soğuk olmaz, kuralların bütün pratik olabilir. küçük şekerim törpüyü hep aynı yöne süpür; ileri geri yapmak cildi delier. yani günün zaferi bebeğin uyuduğu dakika birikimi ile ölçülür, kozmetik malzemeyle değil, ama anlamlı ve hep beni tüm oje izlerinin kadifesi temizletir.