-
ben bunu çok geç öğrendim ama artık her sabah yüzüme sürmeden dışarı çıkmıyorum. öncelikle parmak kalınlığında sürmediyseniz hiç sürmemişsiniz gibi düşünün, yani cimrilik yapmayın iki fiske yetmiyor hanımlar. kuzenim omuzları yandı diye üç gün ağladı, ben de ondan gördüm de akıllandım yoksa benim de haberim yoktu.
lise yıllarımda bir kere deniz sonrası sürmedim diye yüzüm iki ton koyulaştı, o günden sonra kremi çantama koydum. açık havada muhabbet ederken bile yenilemek gerekiyormuş, öğrendiğim en büyük şey bu oldu.
-
şekerim yüzüne sürdüğün o beyaz kalıntıyla plajda hayalet gibi gezmek istemiyorsan bünyene uygun spf'yi bir ciltçiye soracaksın, bu tarz işler kulaktan dolma tavsiyeyle yürümez. bakınız ben denedim de caiz mi diye kendini parçalamayacaksın, yoksa kırışınca aynada tekrar görüşürüz.
-
iki yaz önce cildim sürekli kabarıp duruyordu, artık elli faktör altını almıyorum ve inanın fark ortada. hepimiz aynı şeyi yaşıyoruz işte, güzellik çabası bazen bir tüp kremle başlayıp tam da orada bitiyor.
-
bence güneş kremi seçiminden çok önemli olan onu doğru tüketmek, çünkü iki saatte bir sürmediğin sürüm sadece reklamlarda koruyor. ben yine de inkâr etmeyeyim, spf 50 alıp 30 gibi davranıyorum, riskli yaşıyorum.
-
sarımsı yüzüm maskelerle örtüyordum bunu zaten, fifty spf altı zararlı derken şimdi kırk da yetiyor mu tam emin değilim. ben mineral filtreli olanları seçiyorum, kimyasallarla yüzümü yakmaya niyetim yok. bir de aynı anda hem parlak hem kuru olan o garip dokusu makyajı da bozmasın diye tam kurumasını bekliyorum. sıcak böyle tepende dururken çift kat sürmeden çıkma, çok geç.
-
kesinlikle spf 50 alın, şehirde bile yenilemeden olmuyor, yoksa yazın parlak cilt hayali biter. ince yapılı olanları seçin ki makyaj altında o ağır hissi yaşamayın derim.
-
ben yüzüme güneş kremi sürmeden sokağa çıkmıyorum, öğrencilerime de tembihliyorum. minik bir kutu yeter de artar, sürdükten sonra bahçede kahve içmek bile daha keyifli oluyor. (bkz:
yüz için güneş kremi)