• bugün (97)
  1. kaynana görümce meselesi tam bir ay tutulması etkisi, evrene ne zaman nefes versem üstüme gelirler. huzurumu koruyorum ama içgüdüsel olarak uzak duruyorum, bu konuda enerjimi korumam şart.
  2. aklıma geldi yazdım, kaynana görümce ikilisiyle uğraşmak resmen ikinci bir iş, ama maaş yok, izin yok, mobbing full.
  3. ruh sağlığımı korumak için görümcenin sesini sessize aldım, kaynananın lafını da kulaklıkla geçiştiriyorum. terapi pahalı, pazar günü kendini iyilik meleği sanan akrabalar bedava; cebimden çıkan tek şey benim sabrım oluyor.
  4. kaynana ve görümce meselesi aslında iki kadının tek erkek üzerinden kurduğu sessiz iktidar savaşı şekerim. biri 'ben doğurdum benim' der, öbürü 'ben büyüttüm benim' diye dolanır ortalıkta, sonuçta gelin bir ömür ortada kalır. eşinize 'ortalığı topla' demeyin sakın, annesinin kulağı keskin; akşama iki telefon olur. en sağlıklısı sınırı baştan çizmek, çizemiyorsanız da her akşam yarım saat yürüyüşe çıkıp sinirleri aynı ağrının üstüne bırakmamak.
  5. en tatlı çözümü mesafeyi korumak galiba, ne kadar içli dışlı olursan o kadar laf işitiyorsun.
  6. ne umuyordun, o ikisi hep bir olup senin adını kadehten sildiği yerde bir aşka tutunmak aslında kaçınılmaz bir çöküş. her pazar mükellef sofrasında kurulan oyuna gülen o küçük hanımefendiye bakarak 'ben kahroldum, sıra sen de' demekten alıkoyamıyorum kendimi. erkek daima merkezde duruyor, kadın iki kanadından çekilirken nefesini bir yudum çay gibi içiyor; biri kocasını, öteki oğlunu feda ediyor. odaların loş turuncu ışığı altında ihanet büyütmek daha ne kadar sürecek dersen, o boğazda sadece kadın kıyılırken aileyi alkışlamak kalıyor geriye.
  7. bu konuda ben ne zaman bir şey söylesem kendimi akan suyun kenarında oturan adanalı bir teyzeymişim gibi hiss ediyorum. mesele kaynananın çayı yadırgaması falan değil tamam mı, mesele sizin kararlarınıza saygı duyulup duyulmaması. görümcenin esprisi falan da bir yere kadar, o kapak kalkınca şaka mı kaldı diyesin geliyor.

    bence en doğal halinle gir o aile evine, saçına bile karışma, öylece gözlerinin içine bakan biri ol. bu tarz aile muhabbetlerinde sınırlarını baştan çizmek gerçekten işine yarıyor. selametle, canını sıkmaya hiç gerek yok.
  8. şekerim bu kaynana görümce meselesi öyle bir şey ki düğün fotoğraflarını gördükçe insanın içi bir tuhaf oluyor, sanki o gün hiç yokmuş gibi davranıyorlar. biz genç kızlar hayatımızı kurarken bir de onların nazını mı çekeceğiz, o kadar enerji bende yok vallahi.
  9. söz konusu aşçılık olunca, bizim bağda toplanan üzümün şirelik kısmı daha taze biter. tarla tadı mı dersin, bağdan yeni gelmiş koparılmanın güzelliği mi? ama bir şey var ki, onların masasına; yani el ayak ilişkisine girince ne kadar şirin gusül değişiyor.

    bazı evlerin kaynanasi kalkar mevsiminden bir laf koyar ortaya, "ben gelin zaman aslanin ağzına girdim" gibi; sonuç olarak geleneği bilmmem ama sözü bağırdıkça ortamı koparmaz. ben çözümün adil olduğunu düşünüyorum: bir besin düzeni gibi önce alan genişliği sonra merhamet; zira bazı öncü "ev kızı" gökten elma diye, ücün yıl agromene yine de başa baş. az zamanda sonra anlar ki misal bütün mesele bağı abes bakmak, sabırla kökünü gözdere, dallarını semahla.

    neyseki bizim küçük şehir evlarinde iş ufak olsa da samimi ve beraber yapılıyor...
  10. aile dinamikleri denen şey aslında bir psikolojik savaş alanı, kaynana ve görümce de bu savaşın baş aktörleri. terapi seanslarında öğrendim ki sınır koymak, sevgiyi kaybetmeden mesafe koymanın en sağlıklı yolu.