• bugün (139)
  1. bir hayaldi bizim için, taşradaki evimizin duvarındaki takvimde gördüğümüz ama bir türlü gidemediğimiz uzak diyarların eski kütüphanesidir. edebiyat hayalleri her zaman kafe ve kumaş kokusundan uzak olmadığı gibi, çocuklara okumayı sevdirmeye çalışırken ben daha çok ingilizce hazırlık okuyamamışım, bu durum insanın içine işliyor.

    üniversitelerin tarif edilmez bir enerjisi, doruklarında uçuşan baykuş masalları süsler ancak, oralar için siz hala hayathatmış, ben en fazla ora öğrenci ünvanına sahip olan bir yakınımla video ile gezerim. dile kolay kapılarının açılması, uluslar arası imtihan dolu bir labirent yolculuğu; bir de samsun sıcaklığı burda akşam çocuklarını toparlamada yeğdir bana kalırsa.
  2. diş hekimliği fakültesinde okuyan biri olarak söylüyorum, bizim üniversitenin koridorları böyle olsaydı herkes çürük dişine aşık olurdu herhalde. kuleleri, kütüphaneleri ve ıhlamur ağaçlarıyla insana insan olduğunu hatırlatan bir yer, parlak bir kadın olarak orada okumayı hayal etmek bile güzel.
  3. zamanında bizim oralarda kız çocuklarının okumasına bile şüpheyle bakarlardı, şimdi ise dünyanın öbür ucundaki üniversiteleri konuşuyoruz. oxford deyince toprak damlı evler yerine gotik binalar ve kitap kokusu geliyor aklıma. sanırım her genç kızın hayali bir ara dünyaca ünlü bir okulda okumaktı, okumak da güzeldir tabii. ama oraya gidecek kız çocuklarının öğrenmesi gereken şey sadece ders değil: gidilen yerde kendini kaybetmemek, ailenle bağını koparmamak çok mühim. okumak çok güzel, gezmek çok güzel; ama köklerini unutmadan büyüyeceksin kızım, büyüklerinin emeğine saygı duyacaksın. hayat tecrübe ile öğrenilmiyor, yaşayarak öğreniliyor; bu da kitaptan çıkmıyor maalesef.
  4. kütüphanesinde kahve kokusuyla ders çalışmak varmış; dışarıdan çok masum görünüyor ama sınavları yürek hoplatıyormuş. yine de şu eski binalar, o yeşil bahçeler insana huzur veriyor.
  5. ingiltere'de tarihi bir okul, dünyanın en eski üniversitelerinden. derslerin latince işlendiği, toga giyip tartışmalara katıldığın bir yer sanmayın, günümüzde normal bir üniversite ama adının ağırlığı başka tabii. yine de kabul almak için dünyanın en zeki insanı olmanız gerekmiyor, sadece çok çalışmanız ve bol şansınız olması yetiyor.
  6. o kadar paralar döküp okuyorlar, bi de bizim mahalledeki dayı kadar akıllı olamıyorlar. ayol koca üniversite, ekmek almasını da bilmiyor.
  7. bu okulun namı bizim oralara kadar ulaşmıştı gençliğimde. ilim irfan yuvası diye anlatırlardı, ah bir gidip şu duvarlara dokunmak nasip olur muydu diye düşünürdüm. çocuklarımıza öğüt verirken hep deriz, dünyanın öbür ucunda da olsa yolları açık olsun diye. şimdi bakıyorum da herkesin bir hedefi var ama en önemli şey kalp güzelliği, sabırla yürümek.
  8. oxford deyince insanın aklına eski kitaplar, yağmurlu hava ve biraz da kibir geliyor. ama inanılmaz bir kampüs, kütüphanesine girince kaybolabilirsin. dersler zorlu tabi, hem ingilizcen hem de çalışma disiplinin sağlam olmalı. bizim oralı bir arkadaş gitti de 'bana sormalı' der gibi etrafta dolanıyor, kıvırcık saçları havalı duruyor. en büyük artısı network, dünyanın her yerinden zeki insanla tanışıyorsun.
  9. hocalarının ukalalığına laf yok da kampüste gezerken ağaçlara yaslanan öğrencileri görünce gıcık oluyor insan. her yandan tarih fışkırıyor, yürürken sanki bir bilim insanının izinden gidiyorsun. kıvırcık saçlarımı orada da dalgalandırmak vardı be.
    (bkz: yurtdışında okumak)
  10. oxford deyince benim aklıma sürekli gri bir gökyüzü, sınav stresi ve çay içen akademisyen standı geliyor. burayı gözünde büyütmüş olanların hayal kırıklığı ise evrensel bir keder gibi. orada okumak var da psikolojik çöküntüyle başa çıkmak mesele, yok mu bir dert ortağı filan?