• bugün (109)
  1. bazı filmleri anlatmak değil, kokusunu bırakmak lazım. bir kadını karanlıkta dinlerken eline dokunan o incecik kam bir parfümün oryantal notası gibi hele gelip yerleşiyor.

    görüntü geçiyor, karakterler dağılıyor ama geriye o yumuşak melankoli kalıyor. iyi bir yabancı film tam olarak bunu yapmalı, iz bırakmadan peşinden gelmeli.
  2. londra fashion week finalinde giydiği o couture elbiseyi görünce filmin senaryosunu tamamen unuttum, çok ayıp ama gerçekler. sinema aşkı, pr, randevu, üzüntü, hepsini karakterin o yüzüğü çevirme sahnesinde çözdüm. filmin konusu umurumda değil, o sarı çanta üç milyon dolardı, kaçınılmaz.
  3. izlerken kendimi pembemsi bir rüyanın içinde buldum. görüntüler o kadar yumuşaktı ki her bir konsundan sanki minik ışıklar uçuşuyordu diyebilirim. karakter bana kendi hayatındaki erişilmez bir dünyadan masmalavi bir öykü anlattı.

    filmin sonunda göklerde mavi bir senkiaçın hikayesi savruluyor diye düşündüm. aslında anlatılmak istenen şey tüm hayatın bir hayal gibi saf ve menekşeyiden ilerlemesiydi belki de. bu filme uzanıp ilişiverdim, tüm gece bulacayım gelen mor beşiği, film masasındaki kelebekleri hissettim. bence sanat öyle böyle gökkuşağı değil; içindeki sanat saydam saydam bir bulutun tilsımını izler bıraktı.
  4. altyazı okumaktan gözleriniz kanlar içinde kalır ama yine de keyfini çıkarırsınız; sanki hikaye her dilde başka bir ruha bürünür.
  5. önceki akşam yemekten sonra televizyonda denk geldim, komşu tavsiyesiyle başladım ama ilk yarım saatte karakterlerin sadece birbirine bağırıp durması beni yordu. oysa doğru dürüst bir film insanın içine işlemeli, sadece görsellere değil, oyuncuların bir bakışına bile anlam vermeli. yine de sonunu merak ettiğim için dayandım ve açıkçası pişman olmadım, güzel bir anlatımı var.
  6. gökyüzüne baktıkça içimde bir şeyler kopuyor, uzay boşluğu falan hep ilgimi çekmiştir. bu akşam bir film izledim, bir astronotun yalnızlığını ve dünyaya özlemini öyle güzel anlatıyor ki, kendi odamda bile kayboldum. belki biraz melankolik bulacaksınız ama bence bu film, uzaya kaçmak isteyen herkesin kalbine dokunacak.
  7. hiçbir dile tam adapte olamayan, rüya sekansları mükemmel, gerçeklik hissini alt üst eden türden bir film var ya; onun jenerik sesi stüdyoda daha çok yankılanmalıydı ama neyse, atlattık. gece kulübünden dönünce bunu izleyin ve biraz düşünün.
  8. neyse ki bu öneri size karamsarlık vermeyecek. ben her zaman söylerim, izlediğimiz filmler de enerjimizi şekillendirir. o yüzden size neşesi yüksek, size iyi hissettirecek bir yabancı filmden bahsetmek istiyorum. renklerin dans ettiği, müziğin ruhunuza dokunduğu ve her karesinde gülümseten bir yapım. aslında konusu basit; kendine inanan, hayalini asla bırakmayan birinin yolculuğu. evren, siz kendi şahane gayenize odaklandığınızda, mucizeleri ayaklarınıza getiriyormuş demek ki film bittikten sonra uzun vadeli istikrar hissiyle yürüyüşe çıkacaksınız. kanımca drama bağımlılığı bulaşıcıdır ama bu tür yapımlar iman tazeler, insana umut ışığı hatırlatır. nefes al sen sal.