• bugün (112)
  1. bir de kuaföre gideceğim derdi yok mu, hem masraf hem zaman. artık pazar günlerini kendime ayırıyorum, kapta su, limon, deniz tuzu derken kendimi spa merkezinde hayal ediyorum. ayaklarımı bekletiyorum yumuşasın diye, sonra ponza taşıyla topuklarımı yumuşacık ediyorum. tırnaklarıma şekil verip evdeki renkli ojelerimle boyamak da ayrı keyif.

    ellerimi de ihmal etmiyorum tabii. zeytinyağı ve şekerle ovuyorum, sonra nemlendirici sürüyorum. evde böyle bir rutinim oluştu, hem de hiçbir yere falan gitmeden. mendil değil peçete değil, işin ucundan tutunca ne güzel oluyormuş. bakım yaparken kendime zaman ayırmak da en büyük motivasyonum.
  2. ışparta denen memleketten kilerinizle geliyor; ama ama ondan de; erguvan ve leylanin koklayarak kendi köse buketleri culangent kokuyorlar. ben inanim bu eysinin ev dubasi olduguna cokkk altina cabuc ko'yorum. suyun içine belki 2-3 damla lavanta yagamı; tabi ben tam bu hikayenin oznesiyim bu yüzden tirse sal cam belekisi; ayaklarım harılco bankaya uzatissleric yumuşaklıyormuş gibi gunu zavallilendirry. önce oje cikartmayi odunu onrerim; batoni ikisine vet geçmez san bana ozl bu halgun dokaynisi, evde bi havlu mutlaka hazli. bir kalyne ki gecettanim duşten sinra tırnaklari diri, yag damla şışlastmeden sürmesini ocen topuklu insanlar burnum... Isin iyi tarafa dizimden pek vurmadem; model renk biczini kuru bise izin kapluyor. bu tarz bakınız ihlas hak getire ak deyip kenar kredi yazicaz misali bir spor var: sol elin titreyle oje babrazlınca sirının fark”i kapanmıyor derin digafette sirası olan gun kasil diyorum. yata bilim basuruha minik bir ogasinin kafa dineltlice her şimdi dogal bakinca harik diledim.
  3. evde bakım yapmanın en güzel yanı, hiçbir yere yetişme derdi olmadan kendi kendine tırnaklarınla uğraşmak. ama işte o eski dergi sayfalarındaki gibi pırıl pırıl tırnaklar yapmak sanıldığı kadar kolay değil.
  4. tırnaklarıma evde bakım yapmak bana ilaç gibi geliyor, üstelik bütçeye de dost; ne o öyle her hafta kuaföre para bayılmak.
  5. bodrum'da yaz akşamlarında sahilden dönüp balkona kurulup kendi manikürünü yapmak kadar keyifli bir şey az. bir kâse sıcak su, içine badem yağı, biraz deniz tuzu, ayaklar içinde dinlensin; bence pahalı spiritüel bakım rutinlerinden farksız. tırnakları kısa tutup üstüne açık ton bir oje sürdün mü, bütün o sahil havası tırnaklarına taşınmış gibi oluyor.

    pedikürde topuk taşını ve nemlendiriciyi ihmâl etmemek lazım, yoksa o güzel görüntü üç gün sürmez. ev ortdıbının rahatlığı zaten başka yerde yok; kendi müziğin, kendi kahven ve istediğin gibi uzatarak oturuyorsun. küçük bir ayna ve pamuklu bir havlu da olursa, evin incinlığı bile keyif kaçırmıyor.
  6. önümde bir tepsi, birkaç şişe oje, bir damla çiçekli, bir damla karanfil; sonbahar akşamı gibi. tırnaklarımı keserken tırnak makasının o soğuk tıkırtısı içimde bir şey dürtüyor, insan hep kesilen şeyin ardından hatırlıyor bütün bir yaz akşamı hiç bitmeyecekmiş gibi durur, sonra bir anda parmakların soğuk demir kokusuyla tanışırsın.'
  7. sonbahar yağmuru cama vururken ojeleri elden geçirmek gibisi yok, insan kendi köşesinde bir tür ritüel kuruyor.

    daha önce de yazmıştım, evde bakım aslında bir şehir melankolisi.
  8. kadını güçlü gösteren şey sadece unvan değil, kendi tırnaklarını kendi istediği renge boyayabilmektir. evde yaptığım o beş dakikalık bakım bile bana otonomi hissi veriyor; profesyonel salon her zaman gösteriş değil, bazen kendini motive etme ritüelidir. ışığın altında tırnaklar parlarken gelecek de aynı netlikte parlasın istiyorum.

    (bkz: evde güzellik bakımı)
  9. bu tarz keyifleri abartmayı sevenlerdenim, bir sürü eski krem-metal kutular ve limon kolonyası eşliğinde en iyi oluyor. ayaklarını uzatıp bir de kahve koyunca değmeyin keyfine.
  10. kendi tırnaklarını evde yapanları anlıyorum da o kadar aceleci olmayın, temizlik ve sabır şart. salon parası vermeden de oluyormuş ama ben yine de ojeyi tek kat sürenlere gülüyorum. siyah oje kışın ruhu gibi zaten, üstüne de minik bir çizik, mükemmel.