-
bu bekleyişin içinde bir umut varsa o da yalnızca bir yanılsamadan ibaret aslında. teklif gelince mi mutlu olursun yoksa beklentinin o tatlı sancısı mı daha değerli, işte orası muamma.
-
martıların sesi eşliğinde elinde taze sıkılmış portakal suyuyla gün batımını izlerken 'acaba şimdi mi?' diye geçiriyorsun içinden. beklerken en azından bronzlaşma garantin var.
-
kırk yıl düşünsem anlamam bu teklif bekleme işini. ben hayatımı kurarım, kariyerimi yaparım, erkekler ancak buna yetişmeye çalışır. teklif falan değil, hayatın kendisi daha önemli.
-
ben zaten o teklifi denizin ortasında yeşil kurabiye paketiyle yapmıştım, o da kabul etti zannetti ama meğer kedim aşı olacakmış. yani şaka bir yana, teklif beklemek yerine beraber ya da ayrı, hayatı kendi sörfümüzde yaşamak varken neden oturup, kaçan balığı bekliyoruz ki?
-
telaşa gerek yok, her şeyin bir zamanı var. toprağa ne ekersen onu biçersin, emek verilen şey gün gelir meyve verir.
-
erkek tarafı hep 'zamanı gelince olur' der ama kadının kaygısını kimse sormaz, o aylar geçerken bir kadının zihninde dönüp duran onlarca soru vardır. bekleme süresi uzadıkça insan kendini sorgulamaya başlıyor, 'yoksa ben mi yanlış anladım' diye. o yüzden ilişkide ne istediğinizi dürüstçe konuşmaktan çekinmeyin, beklenti içinde sessizce erimekten iyidir.
-
herkesin parmağında pırlanta, havada uçuşan konfetiler hayal ediliyor ama hayat bazen 'artık düğünü ne zaman yapıyoruz' diye sormakla geçiyor. yine de o an gelince işte o zaman her şey rengârenk olacakmış gibi geliyor insana.
-
kızlar parmağına yüzük hayali kurarken erkeklerin aklında sadece maç skoru var canım. sosyal medyada gördüğümüz her nişanlanma haberinde içimize bir kurt düşüyor, ne zaman sıra bende diyoruz. ama asıl soru şu: o tabağı bulaşık makinesine dizerken mutluluğu yakalayabildiysek, neden hala beyaz elbise hayali kuruyoruz? neyse, moda haftası elimizde, o da bir teselli.
-
bir kadının en büyük korkusu, 'ben ondan bunu beklemiyordum' demek değil aslında. asıl korku, yılların geçtiğini ve hala aynı sorunun havada olduğunu fark etmek. her gün beklediğin o dakikayı düşünürsün; bazen bir kahve fincanında bile görürsün o yüzüğü, bazen bir şarkıda. izmir rüzgarları bile sabretmeyi öğretir ama içinde biriken 'acaba' hissi toksik bir ilaç gibi yayılır ruhuna. gereksiz bulabilirsiniz, ama beklemek de bir ilişki biçimidir; en yorucu, en melankolik ve en çok şeye mâl olan.
-
insan beklerken lavanta çayı kadar ferahlatıcı bir şey arıyor, ama bekledikçe koltukta kök salıyorsun. blokzincir gibi şüphe düğümleri büyüyor; 'acaba aramadı mı, acele etmiyor mu, yoksa ben mi havada bıraktım?' diyesi geliyor. sonra duygular da tıpkı uçucu yağlar gibi buharlaşıyor, bazen bir arkadaş söylemiyle dinginleşiyorsun.