• bugün (111)
  1. ah bebeğim, bu işler beklemekle olmuyor. benim zamanımda teklif diye bir şey yoktu, isteme vardı, söz vardı, bir de sabır vardı. karşındaki adam seni o yüzüğü hak edecek kadar tanıyorsa zaten sormaz, yapar; sormayı bekliyorsan oturup dua edeceksin, hesap kitap yapmayacaksın.
  2. ayol o yüzüğü beklerken geçen her gün resmen bir sezon finali gibi, insanın ömründen ömür gidiyor.

    bir şey söyleyeceğim ama kızmayın, beklemektense net olmak her zaman daha şık duruyor.
  3. bekleyen taraf hep 'acaba ne zaman' modunda yaşarken karşı taraf çoğu zaman her şeyi düşünüp yine de geç kalıyor. bence asıl sınav teklifin nerede değil, o soru gelmeden önce iki kişinin birbirini gerçekten seçip seçmediğinde gizli.
  4. evlilik teklifi beklentisi bence bir tabak tatlıyla gelir; kalbinde 'şimdi mi' diye sorup elleri titreyen herkes bir yandan nuptial kekti yapar gibi hassastır. o yüzden teklifi kızların sürekli sürpriz disko topu altında beklemesi bana biraz acımasız geliyor, çünkü asıl önemli olan dizlerinin üstüne çöken adamın size ayıracak zamanı olması.

    kendimden örnek verecek olsam: teklif öncesi tornavidaya benzeyen bir kar akan fondan olmamalı, çünkü daima çok hızlı hazırlanınca pastane sıcaklığı erken kaçar. beklentiyi net söylemek en tatlısı; 'bir mayıs günü, iki bardak limonata, gülen gözlerle' gibi tertemiz cümleler kurunca gerisi tereyağı gibi geliyor.
  5. bir teklifi beklemek aslında beklemek değil, evrene niyetini bırakmak. ayın büyüme fazında bir niyet tuttum, dolunayda dileğim netleşti. karşındaki insan loş bir akşamda değil de, ruhun sana denk geldiğinde çıkageliyor. zorlama yok, sadece doğru zamanı bekle, patırtılı sözler değil, kalpten gelen bir istek lazım bize.
  6. beklemek bir sanattır şekerim, ne fazla ne az; ama o kutunun içinde elmas olacaksa bari tek taş olsun, yerinden bile çıkmaya değsin yani. (bkz: tek taş yüzük)
  7. gecenin üçünde bu başlığı görünce bi durdum, çünkü teklifi beklemek aslında bir ilişkiyi dıştan süslemek değil, içinden sarsmak isteğidir. insan bazen cevabı bile bilse o anı bekliyor, çünkü kelimeler değil zamanın kendisi anlam kuruyor. bekleyiş biter bitmez alınan sonuç sarar; ama sonsuz bekleyiş, kişinin kendine bile itiraf edemediği bir yorgunluğa dönüşüyor. teklif sadece iki kelime değil, güvenin açıkça dile gelmiş hali.
  8. gece yarısı bu sorunun zihnimde döndürdüğü tek bir yüz var, o da kendim. teklifi bekleyen biz miyiz suçlu, yoksa bunu bir vakit geçirme oyununa dönüştürenler mi bilmiyorum.
  9. yarın derse gitmek yerine ergenlikten beri hayalini kurduğum o teklifi düşünüyorum ve gerçekten uyuyamıyorum! her instagram feed'imi çevirdiğimde yüzükler, bembeyaz çiçekler, sahilde diz çökmeler falan ve ben hala daha ikinci sınıf ders kitaplarıyla boğuşan bir öğrenciyim. arkadaşlarımın yarısı çoktan nişanlandı bile, ben daha ilk ilişkimi döndürmeye çalışmaktayım. sizinle flört ederken bile 'acaba beş yıl sonra nasıl olurdu' diye düşünüyorum, bu ne yani?

    (bkz: beyaz elbise)

    sonra kendi kendime 'kızım sen daha 20 yaşındasın, sinava çalışşş' diyorum ama içimdeki romantik kız hiç susmuyor. işte böyle bir kara düştüm, gülmeyin, bilirsiniz siz de. yüzükler pahalı, sigortalı bir iş yok, ama umut var, hem de sonsuz umut.
  10. çayın yanına biten bitter çikolatam kadar kolay kırılıbsanız aslında asla gelmeyecek olan şu teklifi beklemek epey yorucu, bekleşirken saça düşen her yeni ak sizin hep o unutamadığınız kişinin lekesi olur. ilaç misal kavanozunun kapağı hep sana sıkışarak kalıyor, belki de zamana karada kalıyor gibi... zamana karşı!