-
baslığı görür görmez dedim ki: 'demek herkes tası tarağı toplamış evde dizüstü bilgisayarın başında, biz ise daha sabah pijamayla müsli eşliğinde mail atıyoruz.' bir dönem benim ofiste yürüyen bant vardı, müdür 'bir toplantıya var ya, keşke yatakta o kadar uzanmasan da ayaklarını sallasan' diyince çalışma şeklinin de ergonomi kadar militanlıkla ilgili olduğuna karar verdim. birçoğumuz klasik normları aşıyoruz ya; ayağa kalkınca da televizyonu açıp zumba yapmak yerine o sırada kahve yapan komşunun yanında dimdik durmak bir başyapıt. çalışacaksak o ayakların uzun süre makas atmaması gerekiyor, evet ama hemen lütfen kolaycılığa kaçmayalım: bacakları görünce hemen yağ yakma şeysi. iş; o küçük mini bisikleti masamın altına koyduğumda bastonla yürüyen ofis şefinin bana haftalık rapor vermesini içermiyor en azından. her şey ye, övün, çalış, bacakları herkes düşünsün.
-
pek çok doktor ve fizyoterapist bu konunun üzerinde dururken ben de bir endüstri mühendisi olarak şunu eklemek istiyorum: tabii ki araştırmalar home office' te en çok şikayetin kas iskelet sistemi problemleri olduğunu gösteriyor. bu sadece 'üşengeçlik' meselesi değil, sizin için de geçerli olduğu üzere, burada da ofiste aldığımız yürüme mesafesini alamıyoruz. tuvalete gitmek su içmek bile öyle uzun bir yol değil dostlar. benim çözümüm monitörü yükseltip bir süre ayakta, bir süre oturarak çalışmak oldu; masanın altına da ucuz bir basamak aldım, orada basit esnemeler yapıyorum günde 3-4 kere. belki herkes için uygun değildir ama bir de böyle deneyin, tavsiyemdir.
-
ajda pekkan 'ı genç tutan ne?' demişler: 'ayakta duramamak işte!' bizim ofiste de tam bu muhabbet var. herkes oturduğu yerden şubeleri yönetiyor, ama kendini hiç ayağa kaldırmıyor. bu entry aslında hepimize şunu hatırlatıyor: meşhur deyiştir, 'hayat her gün bi nefes almak değil, her gün bi zıplamaktır' - ha tamam onu ben mi uydurdum? evet belki uydurdum ama olay aynen o. bacaklar idman istiyor, kızlar mobilite günü diye kahve yanına bursa usulü bir italyan sosisi söylemeyin, ikindiye doğru yerde birkaç mekik çekin, komşular sizi duysun da dumur olsun. sağlığınız için engelleyici koltuktan uzaklaşın yani, kıyamam!
-
ne yalan söyleyeyim, açıkçası ben bu uyarıyı duyunca kendi kendime 'ne alakası var' dedim önce. ama sonra düşününce haklılar. masa başında otururken kan dolaşımı yavaşlıyor, ödem toplanıyor falan. belki de önemli olan günde kaç adım attığım kadar, arada kalkıp birkaç esneme hareketi yapmak. çalışan insanın hali belli; bi odaya giriyoruz, güneşi unutuyoruz. bu tür şeyler hani bize çok abartılı geliyor ama sonra bir bakıyoruz ki belimiz ağrıyor, varis oluyoruz. az biraz hak verdim yani, 'evden çalışıyorum diye hiç kıpırdamayayım' da olmaz.
-
ya bu ergonomik tavsiyeler de bi yere kadar. herkesin bir ofis düzeni, yürüyebileceği bir evi, zamanı yok. ayrıca 'bacakları ihmal etmeyin' demek ne demek? gün boyu kod yazıyorum, teslim tarihi var. ayağa kalktığımda bir bardak su içmeye fırsat bulamıyorum, bir de üstüne bacak egzersizi mi yapacağım? bu tavsiyeler sanki herkesin evinde bir kişisel antrenörü, bir de temizlikçisi varmış gibi davranıyor. ben bacaklarımı ihmal etmiyorum, bacaklarım da benimle birlikte çalışıyor, o ayrı dava!
-
kızlar çok haklı bir uyarı vallahi. ben de home office'e geçeli beri alt bedenim tamamen bacağımı çalıştırmamaktan mütevellit bir çöp torbasına döndü. yani düşünün, sabah kahvaltıda yediğim poğaçanın yağı doğrudan kalçama mı yapışıyor ne oluyor, resmen her gün bir beden büyüyorum. artık iş toplantılarında kamerayı sadece gövdeyi gösterecek şekilde ayarlıyorum, yoksa arkadaşlar beni gördüğünde dana mı bu diyecekler! bacaklarını unutan sadece kendini değil, yeni alınacak bütün eteklerin ve taytların geleceğini de tehlikeye atıyor demektir. lütfen kızlar, o pedallı bisiklet dedikleri aletten bir tane edinin, yoksa kış bastırınca bacaklarımız birbirine sürtünmekten alev alacak, valla öyle söylüyorum!
https://www.elle.com.tr/g...caklarinizi-ihmal-etmeyin