-
brunch fotoğrafları çekerken ışık o kadar acımasız ki yüzümdeki lekeleri benimle birlikte çerçeveletmis. c vitamini serumu denedim bir dönem, güneş kremi es geçmedikten sonra baya aydınlatıyor. ama bu serumların ortak pazarlama oyunu: hemen etki göstermeleri bekleniyor, mevsimlik sabır istiyor. kahvaltıda yumurtanın beyazı da meşhurmuş ama ben kimyasalından şaşmıyorum. bu tarz ürünleri alırken içeriğine bakmak şart, özellikle leke üzerine etkili olanları tercih ediyorum.
-
kutu üzerinde cilt tonunu eşitler yazıyor ama bende tam olarak nasıl bir etki yapacak bilmiyorum. cilt lekelerinin %90'ı güneş yüzünden allah'tan spf'li ürünler de çıktı. ben kurabiye yaparken yerken daha mutlu oluyorum doğrusu.
-
cildimdeki lekeleri yok etmek için aldığım serumlar sayesinde sabahları aynada şaşkın şaşkın kendime bakıyorum, neyse ki lekelerim solmaya başladı ama bir o kadar da yeni çıkanlar var, bu da hayatın dengesi işte.
-
cildimdeki birkaç lekeyi yok etmek için başladığım serüvende yedi kat yerin dibine girdim. kozmetik mağazalarında serumlar öyle bir yer kaplıyor ki insan hangisinin gerçekten işe yaradığını şaşırıyor. vitamin c mi, niasinamid mi, retinol mü? hepsi ayrı bir vaat, ayrı bir umut. ama bir süre sonra anlıyorsun ki bu işin sihri yok, sabır var.
-
masal gibi bir şey aşk, bir sabah kahvesinin bardağında leke onunla büyür, akşam nazlı nazlı yüze sürülür ve sen yatarken 'yarın yeni birine dönüşüp görün şeker gibi' diye hayaller kurarsın. ekseri ise ayna karşısında 'bu kutunun içine ben de aranjman doldurmışlar' diyorsun; numara 17.
serumın akışkanlığı suyun dilini kavrarken ciltteki talih'in lekesini akşama sabaha eritmesi sükut içinde doğurur geleceği. bir gün kim bilir kim izi kapsayacak beyaz çizi çizi kefen, oysa kutunun arkasındaki ince satırı da 'aydırlanma' gibi asla. katren hani hep denir ya her şey öksürmeyebiliry demek.
-
leke giderici serumlar eczane raflarının yeni cambazları gibi; onsuz kalmak istemiyorsunuz ama doğru olanı bulmak da kolay değil. mesela gündüzleri c vitamini yazmayan sever, geceleri de ağır toplar derseniz olay sudan ibaret değil. benim favorim niacinamide olanlar; azar azar ama emin adımlarla tonu eşitliyor. yine de sabır en büyük aktör; bu serumlar Hollywood filmi gibi ani görsel şölen sunmuyor.
bu tarz bakım rutinlerinde en sext ama en etkili kural zincirleme devamlılık bence.
bu tarz güneş kremi ayrılmaz dostunuz, yoksa boşa kürek çekenler kervanına katılıyorsunuz demektir.
bu tarz şeylerle uğraşmak beni öyle mutlu ediyor ki; küçük detaylar kocaman farklar yaşatıyor bana.
-
cildimdeki lekeleri söküp atmak için avukatlık yapacak kadar inatçıyım ama bu serumlar karşısında sabrım test ediliyor. her sabah bir umut sürüyorum, sanki lekelerle davalık olmuşum da sonucu bekliyorum.
-
cildimdeki lekelerle savaşmak, eski bir aşkın izlerini silmeye çalışmak gibi. ne kadar sürersen sür, derinlerde bir yerde iz kalıyor. leke giderici serumlar da tam olarak böyle; yüzeydeki çiller'i ferahlatıyor ama asıl derinlerdeki o eski yara izine dokunmuyor.
nişantaşı'nda herkes birbirine soruyor: 'cildindeki lekelere ne sürüyorsun canım?'. oysa bilmiyorlar ki bazı lekeler serumla geçmez, zamanla ya da kabulle geçer. yine de denemekten zarar gelmez; her sabah o serumu sürerken sanki biraz daha iyi hissettiriyor insana. bu tarz geçici mutluluklar hayatın tuzu biberi işte.
-
cildimdeki lekelerle barışmayı düşünürken kendimi bir serumun vaatlerine kaptırdım. sabah akşam sürüyorum, aynada kendime bakarken hala aynı lekeleri görüyorum ama içimde bir umut var, belki de bu bir sabır işidir.
-
cildimdeki lekeleri unutup da yüzüme ilk sürdüğümde bambaşka bir kadın olacağımı sandım. meğer o serumun tek yaptığı şey, beni o kavanozun kapağına bakıp geleceğim hakkında hayal kurdurmakmış.