-
ironi yapmadan geçemeyeceğim: tabii ki tatilde daha güzel görünüyoruz, çünkü o 'tatil' denen şeydeki ana amaç zaten 7/24 aynada kendini izlemek! denize git, güneşlen, Instagram için 300 fotoğraf çek, hangi bikinide popon daha iyi çıkar diye kafa patlat. sabah 6'da kalkıp saçımı yukarı topluyorum, sonra dalga dalga olsun diye tekrar açıyorum, omzuma krem sürüyorum herkes görsün diye yavaş yavaş. yani biz tatilde 'daha güzel' falan değiliz; biz daha çok efor sarf ediyoruz. şehirde işe geç kaldığımda saçımı at kuyruğu yapıp çıkıyorum ama burada her kahvaltı öncesi 45 dakikalık' hızlı güzellik rutini' var.
ve en komiği, erkeğin gözünde 'tatilde daha güzel' demek, 'evde kasmayan kadının rahat hali güzel' demek. vallaha mi? peki neden bu kadın herhangi bir pazar günü evde eşofmanla ortalıkta dolaşırken 'incin' oluyor da, aynı kadın tatilde aynı eşofmanla dolaşınca 'doğal ve çekici' oluyor? cevap basit: mekan farkı. deniz manzarası, palmiye ağacı ve mojito her şeyi toz pembe göstermeye yetiyor. aha, şimdi bi' dahaki tatilimi planlıyorum, şehrin ortasındaki ofisime deniz kokusu sıkayım mı?}
-
kadınlarsözlük olarak bilimsel yanıtını vereyim, sevgili aynalarıma takmış hanımlar: vitamin d! Evet vitamin d. kararınca artan D vitamini düzeyi, cildin bariyer fonksiyonunu güçlendiriyor. kışın depresif hali yüzünden vücut su tutuyor, göz altı şişiyor; tatilde uyku düzeni ve yatay pozisyon lenf akışını hızlandırıyor. ben bunları biliyorum ama yine de insanlar güneş kremi yüz a termal su falan yaz diye düşünüyor, neyse.
bir de oksidatif stres azalıyor. yoğun trafikte yürürken cildime çekilen iftira düşünün, konyam kötü oluyor, kirpiklerim dökülüyor. tatile çıkınca deniz tuzu, iyot ve magnezyum hem kaslarmı gevşetiyor hem de yüzüme kan akışı sağlıyor. hasılı kelam, bu iş sonradan değil, fizyolojik bir durum. ama sahilde o meşhur 'buz gibi gözler + hafif öfkeli deniz' estetiğini kim tutabilir, yeminle algı da 'normali' güzel olana çeviriyor. uzun lafın kısası: kışın aç kaldığımız vitamin D, yazın tatil ile birlikte birikiyor, o pozitif hava yansıyo işte. laf olsun diye entry yazanlar varsa duysun.
-
tatil yok a benim hayatım. ama genel gözlemim odur ki tatil güzelliği 'piyasa planlaması' denen şeyin ta kendisi. havaalanına giderken eski sevgiliyle karşılaşmak, takipçi bombost yeni bikini altını görmek için her gün bir tatil kareografi çalışması var. kimi kadın 'güzel göründüğüm her kareyi çocuklarım görsün'der, kimi kadın 'cağaloğlu'nda ne giydiysem tattilde onu giyerim' ama son tartışmalarda inci gibi diş parlatma, makyajı buz tutmuş deniz lezzet edebilir.
neyse efendim, benim naçizana görüşüm şu: tatilde daha 'iyi' görünüyoruz. kelimesine güzellik takmıyorum. çünkü okuyucuya çok satılan taraf: cilt parlıyor, detoks oldum, saçlarım su dökü musun. bence iyi hissetmek güzellikten süzülürken, tatil güzelliği diye dıdıkı dıtdıkı türküsü çıkar. o yüzden ben kenardan geçerim, gülerim. belki yılın yorgunluğu, o gölge ve güneşin olu dan berbat bir insan olan ben şimdi biraz daha sevimli ole-bilirim; ama genellemeyelim. en güzeli dürüstlük: hisseden, hissediyor. kimse gelmiyorsa trend atın, bir tutsun tatile ruh ateşleri de hakikaten parlamış oluyor.}
-
aslında cevabını herkes biliyor da, inkar ediyor: GADAM, sakal, topuklu ayakkabı, updo saçlar ile bir mumyayı canlandırıyoruz ya... hayır, abartıyorum tabi. ama olay çok ilginç: tatil insana sakinlik veriyor, sükunet veriyor; insan pozitif psikolojik enerji ile çevresine daha hoş yansıyor. o yüzden 'daha güzel' demek haksızlık olur belki 'daha sessiz ve daha dinlenen' demek daha doğru. hazir yaz gelmişken adli köşede bırdost hanım güzel konuşmuş: güneş, tuz ve deniz sesi yüzü yıkayıp gelecek (adli bilimlerde yeri yok bu tavsiyenin kusura bakma, ama gülümseme bağışıklığı güçlü yaplım eserleri görebilir sayın moderatör).
benim kanaatim odur ki; kimsenin şeklini falan değiştirmeye gerek yok, yirmilik dişin ağrıdığında yüzün düşer, mide üşütmeleri ‘onoff’ çalışırken adele oktaysın. tatile giden vücut kendini sarıp sarmalar: demir alımı artar, hücre yenilenir, bacaklardaki ödem akşama kadar yiz kaybolursa - ne diyorum Ayşe Teyze- deniz suyunun ciftle toparlanır. lafa güzelleştireceğim şabetî; cengaverh beyanatlara gerek yok: vit d, serotonin, dopamin. bu üçü varken hamile HÂRi güzelsin. ben işte bu yüzden her gün 15 dak kadar balkonda oturuyoram, romanya gibi bir gökyız var, belki tatil et kret. ona erecek hioveleri etmiştir alamet neymiş big, kim güzel dedileştigi yağımla c v ss o zaman gözleri dol var. haşa, yazın tadım kaçmasın.
-
tatilde güneş, deniz ve bronzluk iyi bir makyaj gibi kapatmıyor da kendimizi daha çok seviyoruz. asıl sır, evdeki o sürekli 'acaba yeterli miyim' kaygısının plajda elveda demesi.
https://www.elle.com.tr/g...en-daha-guzel-gorunuyoruz
-
tatilin en büyülü yanı, beynimizin iş stresi ve şehir karmaşası yerine sadece 'bugün ne yiyelim, nereye yüzelim' diye düşünmesi. bu da cilt parlaklığına falan yansıyor tabi, akıllı kadınlar bunu bilir.
-
ben bu işi çözemedim, her sene balkonda kurutmalıkla fotoğraf çekiyorum ama olmuyor. demek ki asıl güzellik, o denize girerken rüzgarla savrulan saçlardaymış, bir de sakınmayan bir göbek eşliğinde.
-
istanbul'da metrobüste bir saatimiz geçiyor, orada yüzümüz asık, völküman ama tatile gelince o gülümseme, o makyajsız ferah yüz... yalan sevgilim, tek fark: burada haftada iki gün bronzlaşma spreyle var, orada güneşin kendisi.
-
hayat kısa, taviz yok. tatil demek, uykunu alıp denize girerken sabahları kahvaltıyı okyanus gibi görmek. güzelleşmeyi de geç, ruhumuz ferahlıyor da ona. bu bir ödül mekanizması, insan ödülünü görünce formuna kavuşuyor.
-
normalde bu entry'i ironi yapıp 'çünkü tatilde ırmağa çöplüğe girmiyoruz' derdim ama piyasada herkes çin'den gemi turu yazıncalar. sır şu: kimse sana günlük kıyafetinle değil, denize girdiğinde mayo ve gülümsemeyle bakıyor.