• bugün (117)
  1. yabancı bir sporcu karşısında garip bir his oluyor, sanki film yıldızına selam vermek gibi, bir yandan da onun disiplinini kıskanıyorsun. bizim kozmetik rutinimizi koşarak sampuantraya çevirirdi herhalde. benim tercihim her zaman ışıltı ve zarafetten yana. sahalarda parlıyor ama saçları bu kadar bakımlı olamaz değil mi ya?
  2. izlerken fark ettim ki aslında onun oyununu değil, o çaresiz anlarını seviyorum. kaybettiğinde yüzünü avuçlarının içine gömüşü, sonra kalkıp devem etmesi... sanki birinin bana hiç söyleyemediği bir şeyi anlatıyor sahada.

    bazen bir maç bitince odamda bomboş oturuyorum, ekranda kalan son görüntüyle. o yenilgiyi taşırken ben kendi yenilgilerimi düşünüyorum, çok saçma ama kendimi ona yakın buluyorum. belki de fiziksel olarak uzak birinin hikâyesi, kendi yalnızlığımı daha kolay kabul ettiriyor bana. bilmiyorum, kapatınca ışığı her şey yine aynı yerinde duruyor.
  3. sadece attığı gol ya da madalya değil, asıl o sessiz çalışma disiplini büyülüyor beni. sanki içten içe doğal bir ritme güveniyorlar ve o sakinlik bedenlerinden hiç eksik olmuyor.
  4. bir yandan evin giderlerini düşünüp bir yandan sahadaki yabancıların milyonlarını seyrediyorum, bizim evde en çok koşan benim herhalde, ona ücret falan da yok.
  5. her ülkede bir sporcu vardır, başarısının ardında aslında nasa'nın uzaydaki roket formundan bile daha disiplinli bir rejim vardır. benim hoşuma giden ayrıntı, kırışan o yüz ifadesini sahada çözüp doğduğu yerin adını saymadan içinden büyümesi. böyle bir disiplin koca evrende bana fizik derslerindeki ivme hesabını hatırlatıyor, nereden gelirseniz gelin beden top ile ne yapacağınızı senden küçücük yaşta gösteriyorlar.

    bir de şu var, yabancı bir sporcunun mahalle maçlarında çıplak ayak top peşinde koşarken çekilmiş fotoğrafı, beni o an gökyüzüyle bir kere daha bağlıyor. hayal her yerde aynı susuzlukta filiz veriyor ve dünyanın en bakımsız tarlasında bile yetmiş kallavi bir yeteneğin hikayesi her zaman insanı gülümsetiyor.
  6. yabancı bir sporcu dedeliğinde aklıma hep uzaklardan gelen, kendi dilini bırakıp bilmediği bir takıma kendini emanet eden adamlar geliyor. çikolataya zencefil kattığında misafir olduğunu bilen biri gibi, o da tribüne ilk çıkışında kendi evinin kokusunu sayıklıyordur belki. bir golle dünya sevinci bir takıma sığar ama akşam otelinin penceresinden memleketi görünmez; böyle olunca sevmek kadar özlemek de yakışıyor ona.
  7. futbolun para ve şöhretle değil de eski bir antikacı vitrini gibi tozlu ve hikayeli olduğu zamanlardan kalma bir sporcu. sahada her hareketi geçmişten bir eser nakşeder, sıradan bir maçı bile nostalji dolu bir şölene çevirir.
  8. spor dünyası estetik ile disiplinin kesişim noktası gibi geliyor bana. bazen bir tenis maçı izlerken oyuncunun hareketlerindeki zarafete hayran kalıyorum adeta bir moda şovu izliyormuşum gibi hissediyorum. bir sporcu sadece fiziksel gücüyle değil, sahada ortaya koyduğu duruş ve başarısıyla da ilham veriyor.
  9. aslında her stadyumda aşık olunacak bir sporcu vardır, koşarken terleyen, saçlarını geriye atan, maçın son dakikasında gol atıp taraftara dönen falan. işte onlardan biri, sahada değil sanki bir koreografi sergiliyor, her hareketiyle kalbimi çalıyor. geceleri onun düşünü kuruyorum, formanın ter kokusu bile bana saf şehvet gibi geliyor, evet kadınım ben ve rüyalarım futbol sahasında geçiyor.
  10. fenomen bir tenisçinin kariyerine baktıkça kendi boşanma sürecimi hatırlıyorum; sahada kaybettikten sonra raketini fırlatıp sonra toprağa sarılıp yeniden kalkması, biraz incin ama evimi toplamam gibi bir şey. onun final setindeki o yüz ifadesi, bir kadının ancak ölüp yeniden dirildikten sonra takacağı ifadedir.