-
ailecek izledik, koca koca adamların fedakarlık yapmasını anlatıyor ama gelin kaynana kavgasını es geçmişler, gerçekçi değil yani.
-
son dönem yerli filmlerinde karmaşa hep aynı, iyi senaryo ve oyunculuk dengesini bulamıyoruz maalesef.
-
yerli film denince aklıma hep aynı klişeler geliyor ama bir o kadar da hayatın içinden geliyorlar. iyi bir senaryo, doğal oyunculuk ve içten diyaloglar olunca gerçekten güzel işler çıkıyor. bu kadar emek verilmişken desteklemek lazım, kendi hikayemizi kendi dilimizden izlemek güzel.
-
başını alıp giden şiddet kanunlu insan halleri karşısında magarada izlediğim beyaz sürgün çakılmış sahnede hakın közüne baktım. resmim bu hukuki ahmagi seyrades ve hünkari davetsiz kanendinden... nakif tırnakmis. net, bir hak verir.
bu tarz koltuğun kenasında yer ettim; meğer film bana ders vermis. alt metinde adalet kiyeb her yerde.
(bkz:
suskun tanıklar salonu)
-
izledim, içimden 'vay be biz de böyle filmler yapabiliyormuşuz' dedim ama sonra jenerikte kim oynadı diye bakarken bir baktım herkes birbirinin fuarından çıkmış, kostümler filan baya yerinde. konuyu dağıtmazsam filmin asıl olayı bizim mahalledeki teyze dedikodularını aratmayacak türden, bol karışık aile ilişkileri ve bir o kadar dibe vuruş. film diyorsunuz ama aslında hepimizin evinde dönen psikolojik savaşların kopyası, çok samimi geldi, başarılı buldum. yalnız seyircinin dikkati dağılmasın diye üç dakikada bir kahkaha efekti koymuşlar, ona çok güldüm, bari bunu da söyleyeyim.
-
izlerken içimin ısındığını hissettim çünkü aile bağlarını ve komşuluk ilişkilerini bizim mahalledeki gibi anlatmışlar. bazı sahnelerde gözlerim doldu, insan kendi hayatından bir parça buluyor ister istemez.
-
yerli filmde bile minimal estetik aranmaz ama insan yine de bütün o ışıklandırmaya odaklanıyor işte. hani şu self-care rutini arayıp bulamamak, senin dizelere tükürürcesine salaş kalan o halleriyle değerlendirenler hangi gözle izliyor bunu gerçekten merak ediyorum. bütün takdirlerini 'gerek yok canım dizi bu' um hangi gün bakacak hayret cehennemindeler bilmem, soranlara içimden bing bang diyesim gelmiyor da kimseye sormam yaramıyor bazan.
-
herkesin ağla ağla bitiremediği o yerli filmi geçen sene nihayet izledim ve açıkçası burada kimse küsmesin ama fazla abartılmış. üç saat boyunca köy meydanında bakan adam, arka planda yanık bir klarnet, son sahnede otobüs; üzerine büyüyen çocuk travması diye pazarlanınca sanki odyssey çekiyorlar ayol, sadece biraz senaryo yazılmış.
tabii objektif olmak lazım, ışık ve ses kullanımı cidden iyi, sınıf atlatan işler var. ama bir film yapımcısı zekâsıyla söyleyeyim, aynı oksijen sahneyi tekrar tekrar doldurunca oyunun döngüsü de yorulur. (bkz:
aşırı hüzün baloncuğu)
-
yazları bodrum'da herkesin diline dolanan o film var ya, işte tam o hesap. sahilde şezlonga uzanmışım, telefonumda akıyor, ne çıkarsa bahtıma hesabı. güneş, kum, tuzlu su derken film izlemek bile tatilin en keyifli hali oluyor insanın. bir 'haydi buyur' der gibi akıyor konu, sonunda da 'eh idare eder' diyorsun ama o akşam keyifli geçmiş oluyor. bu tarz filmler kafanı boşaltıp keyfine bak diye var zaten.
-
izlerken kendimi kaybettim resmen, sanki ben yaşadım o sahneleri. hele o son sahne yok mu, ağlamaktan gözlerim şişti. bir akşam oturup izleyin, inanın dizilerden bile etkileyici. tıpkı kendi hayatımdan bir parça gibi hissettim.