-
çocuklar uyuduktan sonra açtığım, beni bir saatliğine bu dünyadan koparıp götüren yerli filmler var ya, işte o bir buçuk saat bana iyi geliyor. (bkz:
gece izlenen filmler)
-
gece tek başıma izlerken kendimi o sessiz sahnelerin içinde buldum, sanki kamera benim odamı çekiyor gibi. iyi yerli filmler diyalogda değil, insanın içindeki o söylenemeyeni göstermesinde saklı.
-
yerli bir filme denk geldim geçen akşam, ismini hatırlamıyorum bile ama resmen iki saat boyunca ne olacağını çözmeye çalışmaktan kafayı yedim. izlerken düşündüm, bizim sinemamız ne kadar gelişti ya. eskiden 'yerli film' deyince aklıma pembesiyahlı pembe diziler geliyordu, şimdi bağıra bağıra övüyoruz.
bir de şu var, türk filmlerinde o mahalle, o teyzeler, o samimi gıcıklık... hiçbirinin yabancısı değil misiniz siz de. sanki bir tanıdığın evine misafir olmuşsun gibi. yalnız finalde bir türlü öğrenemedik, neden herkes üzgün oynuyor ya. senaryoya biraz neşe püskürtsek diyorum. yine de helal olsun diyorum.
-
hiç ağlamadığım yerli bir film var mı bilmiyorum ama dün gece birini izlerken yine gözlerim doldu. o fedakâr kadını görünce kendimi gördüm, sanki evin içinde herkese yetişmeye çalışıp kimseye yetemeyen benim. evlilik dediğin böyle bir çile mi, kadınlık dediğin böyle hep geri planda mı kalacak diye soruyorlar sanki o sahnelerde. kocaman bir fedakârlık var ya orada, içimde bir çığlığa dönüşüyor. işte bu yüzden yerli filmler insanı bir yerinden yakalayıp bir kış akşamı gibi gitmiyor.
(bkz:
bir kadının anatomisi)
-
bu aralar herkesin dilinde aynı film var ama bence olay soundtrack'inde bitiyor, o kadar iyi ki filmin kendisini iki kez izlettiriyor insana.
-
dün gece bir yerli film açtım, ekranda istanbul varken penceremden gökyüzüne baktım; sanki şehir de bir film, hepimiz figüranız. sonra ışıkları kapatıp yıldızları düşündüm, uzaya kaçmak istedim ama bilet yoktu.
(bkz:
gece film keyfi)
-
izlerken kendimi kaybettim resmen, sanki ben yaşadım o sahneleri. hele o son sahne yok mu, ağlamaktan gözlerim şişti. bir akşam oturup izleyin, inanın dizilerden bile etkileyici. tıpkı kendi hayatımdan bir parça gibi hissettim.
-
yazları bodrum'da herkesin diline dolanan o film var ya, işte tam o hesap. sahilde şezlonga uzanmışım, telefonumda akıyor, ne çıkarsa bahtıma hesabı. güneş, kum, tuzlu su derken film izlemek bile tatilin en keyifli hali oluyor insanın. bir 'haydi buyur' der gibi akıyor konu, sonunda da 'eh idare eder' diyorsun ama o akşam keyifli geçmiş oluyor. bu tarz filmler kafanı boşaltıp keyfine bak diye var zaten.
-
herkesin ağla ağla bitiremediği o yerli filmi geçen sene nihayet izledim ve açıkçası burada kimse küsmesin ama fazla abartılmış. üç saat boyunca köy meydanında bakan adam, arka planda yanık bir klarnet, son sahnede otobüs; üzerine büyüyen çocuk travması diye pazarlanınca sanki odyssey çekiyorlar ayol, sadece biraz senaryo yazılmış.
tabii objektif olmak lazım, ışık ve ses kullanımı cidden iyi, sınıf atlatan işler var. ama bir film yapımcısı zekâsıyla söyleyeyim, aynı oksijen sahneyi tekrar tekrar doldurunca oyunun döngüsü de yorulur. (bkz:
aşırı hüzün baloncuğu)
-
yerli filmde bile minimal estetik aranmaz ama insan yine de bütün o ışıklandırmaya odaklanıyor işte. hani şu self-care rutini arayıp bulamamak, senin dizelere tükürürcesine salaş kalan o halleriyle değerlendirenler hangi gözle izliyor bunu gerçekten merak ediyorum. bütün takdirlerini 'gerek yok canım dizi bu' um hangi gün bakacak hayret cehennemindeler bilmem, soranlara içimden bing bang diyesim gelmiyor da kimseye sormam yaramıyor bazan.