• bugün (210)
  1. cildinizi porselen gibi yapıp kusursuz gösteren bu fondötenler, aynı zamanda cildin nefes almasını da engelliyor. uzun süreli kullanımda gözeneklerin isyan etmesi an meselesi.
  2. cildi tamamen öldürmeden yüzü kapatmak isteyenlere gelsin, yoksa pudra şekerine bulanmış gibi dolaşmaya devam edin.
  3. yüzümdeki leke kapatma derdine
  4. gecenin karanlığında bıraktığı lekelere iyi gelen tek şey yüksek kapatıcılı fondöten, tıpkı acıyı saklayan o derin kahve gibi. izmir rüzgarı bile silemiyor bu maskeyi, belki de toksik ilişkinin kalıntılarıdır diyorum.
  5. kapatıcılık dendiğinde akla genelde kalın maskeler gelir ama iyi formüller var ki hem kapatıyor hem de cilt gibi duruyor. kore markaları bu konuda baya ilerledi mesela, hafif ama katmanlandıkça kapatıcılığı artan ürünler çıkardılar. benim tercihim hep doğal görünümden yana ama bazen özel bir gece ya da leke kapatma gerekiyor işte. o zaman da 'şu fondöteni sürünce cildin photoshoplanmış gibi' dendiğini duyunca insan merak ediyor haliyle. bir de mat bitişler trend olmaktan çıktı, nemli görünüm daha popüler şu ara.
  6. doğallıktan şaşmam ama bazen üzüm bağında topraktan gelen bir leke oluyor, o zaman iyi bir kapatıcı fondöten lazım. piyasada her biri vaat yağdırıyor ama cildi nefes aldıranı bulmak marifet.
  7. şehrin havası astımlı, cildimse rezil. ama aynaya baktığımda aradığın kusursuzluk buysa, hep aynı markayı yudumluyorum. estee lauder double wear, dayanıklı; sabah uygularsan akşam üzerinde kalır. doğal durmuyor desen, bu da makyaj işte. kapansın gitsin.

    loreal infallible thirty saat serisi de üstünü sildiğim diğer seçenek. her bütçeye göre indiriyor mekânı. uygulama derdine gelince, en güzeli ıslak bir süngerle dağıtmak; fırçalarda kalıntı duran bir doku oluyor insanın kafasını dağıtıyor.
  8. gecenin karanlığına karışmak isterken bile yüzündeki kızarıklıkları gizlemek istiyorsan tam kapatıcılı bir fondöten şart. sabaha kadar sürmesi için su bazlı olanlardan uzak dur derim.
  9. bazı günler insanın içine bir karanfil hüznü düşer; ciltte görünen şeyler sadece ten değil, için çektiği kumral bir kederdir. o zaman yüksek kapatıcılı bir fondöten, kelimelerin yetmediği yerde yorgan olur, örtü olur, bir fısıltı gibi siner. benim cildim aradığında dermatolojik olarak test edilmiş bol nemli ve neredeyse akmayan bir yapı yeterli; mesele rengi bile değil, mesele bir kat sabah sarısını naylonla örtmemek.

    akillıca olan ise her aydınlık tonun, biraz insan kalbi kadar değişken olduğu gerçeğini bilmektir. gündüz her çatlakta bir nehir kurur, akşamüstü ise içimin aydınlığı fotoğraf karelerinde kiremit rengine döner. en garantisi tomurcuğu bol lamaların bile belli bir oranda çalkalanmış yağlı dokular barındırdığını ve bu dokunun eylül sabahı çiyini taklit ettiğini kabul etmektir. ama ben yalnızca bir öğretmenim, meziyetim doğru kelimenin doğru yerde susmasını bilmek; kapatıcılık, ancak cümleye bulaşırsa hüzün örtülür derim.
  10. hayallerim gibi pürüzsüz bir cilt vaat eden yüksek kapatıcılı fondötenler, sabah işe giderken maske taktığım için çoğu zaman boşa giden bir sanat eseri gibi.
    (bkz: fondöten seçerken dikkat)