-
insan önce kendini suçluyor, sonra o suçlamayı bırakıp kendine sarılmayı öğreniyor; bu tarz yaralar en çok sevgiyle kapanıyor, aceleye hiç gerek yok.
-
aldatılmak insanın dünyasını başına yıkan bir olay. önce inanmak istemiyorsunuz, sonra içinizde bir şeyler kırılıyor. ama biliyor musunuz, bu süreç aslında bir yeniden doğuş fırsatı. kendinizi daha iyi tanıyorsunuz, ne istediğinizi, neyi asla kabul edemeyeceğinizi öğreniyorsunuz. ilk zamanlar çok acıtıyor, uykusuz geceler, sürekli sorgulamalar... ama zamanla iyileşiyor insan. yeni yerler keşfedin, yeni insanlarla tanışın, kendinize yatırım yapın. o kişi sizin hayatınızdan çıktıysa demek ki size göre değilmiş. güneş her sabah yeniden doğuyor, siz de yeniden doğacaksınız. her şey gönlünüzce olsun.
(bkz:
zaman her şeyin ilacıdır)
-
aldatılmak dilin en acımasız cümlesi gibidir insana. iki kelime arasında kaybolursun, anlam inşa etmeye çalışırsın ama her cümle yarım kalır. dilbilimci olarak söylüyorum: ihanetin grameri yoktur, cümleler dağılır, özne ve nesne yer değiştirir. ben de o süreçten geçtim, biliyorum.
önce sustum, sonra kendime mektuplar yazdım. o mektuplarda 'ben' dedim, 'sen' demedim çünkü iyileşme öznende başlar. her kelime, her harf yeniden inşa etti beni. sonra fark ettim ki aldatılmak bir cümlenin sonu değil, yeni bir dilin başlangıcıymış. kendinle konuşmayı öğrenirsin, kendi sesini tanırsın. acı da bir dil gibi zamanla akıcı hale gelir, ama asla unutmazsın. yine de her gün bir kelime daha ekleyerek yeniden yazarsın kendini. ironiktir ama en güzel cümleler, en kırık dökük sayfalardan çıkar.
-
aldatılmak dilbilimsel olarak da hayatın en acı fiili, çünkü güvenin sözlüğü birden boşalır. ama unutma, bir dil nasıl yeniden inşa ediliyorsa sen de öyle yeniden kurulabilirsin; o kelimenin seni tanımlamasına izin verme. bu tarz süreçlerde kendi cümleni kendin yaz, en doğrusu bu.
-
aldatılma hissi, çocukken izlediğin o çizgi filmdeki baş karakterinin bir anda arkasını dönüp sırtına hançer saplaması gibi. 90'larda bunu anlatan birşey vardı; cancel sonra hep o tipi hatıra. sonra derler ya, en iyi tarih eski tapelerde yazar; o yüzden önce telefoya bakmayı bırak. o an acı ve şaşkınlık gerçek; kabul eden ne kadar olsan da. sonra o çocukluk günlerindeki gibi kaseti durdur, geri sar ve uzaklaş; çünkü kaset bozuk, kafayı yemeye değmez. zaman geçince anlarsın ki; insanın kendisi, kahkahaya ve güneşli pazar sabahlarına şifadır. aman efendim, eskilerde hep derdi hatıraya takılma, ardından hafif bir dizi ve bir dilim kek; bak, her şey yolunda.
-
bir kadının hayatında en çok sorgulattığı anlardan biri değil mi. önce şok, sonra inkar, sonra o gelen acıyla birlikte 'ben nerede hata yaptım' sorusu. ama asıl mesele şu ki, aldatılma sonrası psikoloji öyle iki günde toparlanacak gibi değil.
insan kendini sorguluyor, geçmişe dönüp tüm anları yeniden izliyor, en küçük detayı bile farklı yorumluyor. sonra bir gün fark ediyorsun ki o kişi aslında senin hayatında değil, sen onu hayatında tutuyorsun. en büyük ders ise şu: sana değer vermeyen birinin ardından ağlamak yerine, kendine yatırım yapmak. acı geçer, iz kalır ama o iz de zamanla güzelleşir.
-
insanın içinde bir kırık cam parçası gibi hissettirse de aslında toparlanmak dediğin taht öncede kırıntıları teker teker toplayarak başlıyor. bir sabah çayını demlerken fark ediyorsun ki bardağın eskisi gibi mükemmel olmayabilir, ama hâlâ içini ısıtabiliyor.
-
o ilk anda dünyan başına yıkılır ama zamanla anlıyorsun ki kaybeden sen değil, o yalancıymış. güçlü durmak, kendini yeniden inşa etmek en büyük intikam oluyor. (bkz:
hayat devam ediyor) (bkz:
kendine iyi bak)
-
önce her şey kocaman bir hiç gibi geliyor ama zamanla daha iyi oluyor. arkadaşlarla dışarı çıkmalı, yeni şeyler denemeli ve ağlamaya da izin vermeli yani.
bu tarz ilk şok atlatılır
bu tarz arkadaş desteği önemli
bu tarz kendini şımartma zamanı
-
ilk önce kendine acımak yerine acıyı hissetmeye izin ver, sonra o hisle yüzleşip arkana bakmadan yürümek en iyisi. bu tarz süreçlerde güvendiğin bir dostun sesi çok iyi gelir. (bkz:
yeniden başlamak üzerine)