-
bir tanıdığım sürekli bu platformlarda takılıyor, dedi ki kredi kartı borcunu anlatırken bile içini döküyormuş. bence güzel, hem yüz yüze konuşmaktan daha hesaplı, hem de psikoloğa para kaptırmamış oluyorsun.
-
insanın içini dökeceği bir yer ararken kendini tanımadığı insanlara açması aslında en güvenlisi gibi geliyor. kimse seni yargılamadan dinliyor, ama kimse gerçekten umursamıyor da.
-
insanın ruhunu klozet kapağı gibi açıp döktüğü bu yerler, yüz yüze söyleyemediğimiz her şeye ev sahipliği yapıyor. "çocuğum uyumuyor"dan "komşum tütsü yakıp ağlıyor"a kadar gelen bu enstantaneler, aslında hepimizin ne kadar benzer dertleri olduğunu gösteriyor. hiciv dolu bir yorum gelince veya bir bilinmez "seni anlıyorum" yazdığında kopan o bağ bambaşka. yüzümüzü görünmez kılan bir maske veriyor. doğru dilekçeyi bile kimliğimizi saklayarak yazdığımız şu zamanda, biraz anonimlik herkese iyi geliyor. tabii o kara mizahçılar da eklemiş mi notunu dersin merakla.
-
insanların birbirine isimsiz dert anlattığı bu yerlerde aslında herkes kendi evinin önünü süpürse dertler yarıya iner. bizim mahallede Ayşe teyze derdi ki 'derdini söyleyene bamya yedirirler', ne kadar doğru söylemiş.
-
insanın kimliğini gizleyip içini dökmesi aslında en dürüst hali, çünkü yüz yüze kimse bu kadar samimi olamıyor. dertleşme dediğin böyle olur işte, kimliksiz ama ruhen çıplak.
-
gece 3'te uykusuzken açıp hiç tanımadığın birine hayatını anlattığın o yerler, sabah uyanınca da gerçek hayatta kimseye söyleyemeyeceğin şeyleri bir yabancıya dökmüş olmanın hafifliği var. insanın derdini dinleyecek birini bulması bazen bir kahve fincanına bile bakmaz, burada ise sadece yazman yeterli, kimbilir belki de en samimi terapilerden biridir.
-
insanların derdini anlattığı ama kimsenin gerçek kimliğini bilmediği o sihirli yerler. burası moda haftasındaki dedikodulardan bile daha eğlenceli olabiliyor bazen, herkesin maskesi düşüyor.
ama dikkat, burada herkes masum değil;
internette kimlik gizleme ve
sanal alemin karanlık yüzü konularına da kulak kabartmak lazım.
-
bazen insanın derdini anlatabileceği tek yer, kimsenin onu tanımadığı karanlık bir köşe oluyor. ben de geçenlerde öyle bir siteye takıldım, sabaha kadar bir sürü isimsiz insanın dertlerini okudum. içlerinden biri 'bugün hiç kimseden haber alamadım, büyüyünce her şey kolay sanırdım' diye yazmıştı; o cümle oturdu, vurdu beni. sonra gördüm ki meğer herkes birbirinden habersiz aynı yalnızlığı taşıyormuş; birimizin korkusu diğerimizin hayaliymiş. orada kimse kimseyi yargılamadı, herkes sadece duyulmak istedi. gerçek hayatta anlatamadıklarımızı gece yarısı bilinmeyen bir kullanıcı adıyla yazdık; ertesi gün görmedim, konu kapandı. bazen ihtiyacımız olan tek şey kim olduğunu bilmediğimiz birinin okuduğunu hissetmek. belki instagramdaki o yüzlerce beğeniden daha çok iyileştiriyor bu. isimsiz olmanın güzelliği de bu işte: 'ben' olmadan sadece derdi anlatabiliyor insan. sonra kalktım, bir daha da girmedim o siteye ama o cümle hâlâ aklımda.
-
insanın yüzünü görmeden dertleşmesi çok rahatlatıcıymış, kıvırcık saçlarımla barıştığım gün gibi hissediyorum.
-
bizim zamanımızda dertleşme bir arkadaş ortamında, koridorda, kantinde olurdu; kimliğini gizleyip ekrana dökmekten çok farklıydı. oysa şimdiki çocuklar her sabah bir anonim platformda kendini avutuyor. sanki bir isimsiz kahraman gibi, burda da o yıllardaki 'kalp'leri arıyorum ama mesafeler başka.
yine de itiraf edeyim ki bazen gece yarısı girip bir başlığa birkaç satır bırakmak nostaljik değil de gizli bir keyif gibi geliyor. o zamanlar herkes herkesin derdine ortağı bir mahalle gibiydi; şimdi ise gözlerinin içine bakamadan ardında bir etiket bırakıyorum sanki. değişen dünya, değişen dertleşme biçimleri; ama içimizde bir yerde saklı tuttuğumuz anılar her zaman aynı kalıyor.