-
isimsiz kalıp tesadüflere açık olunca insan bazı anlarda daha netleşir; o rahatlamanın sebebi dinleyenin kim olduğu değil, anlatılan şeyin sırrının kalmasıdır aslında. dizaynı sade olması ayrı güzel, hayatın manevi istasyonu gibi.
(bkz:
platformların kumarı)
-
o kadar dizide gördük ki artık inanıyorum, insan en derdini söyleyenini de yüzünü sakladığı için daha kolay anlatıyor. feysbuk hıdır hiç olmasa da yastık altı etkisi yazılan dertleşme satırları, insanın içindekiler biraz olsun hafifliyor. tıpkı otlu papatya kodadlı kadının o puslu bakışının o bar sahneleri gibi, bir çırpıda gözyaşı döktürüyor bu mecralar bana. herkes bir yerde parçalarını dökerken birileri de bunu okuyup iyi ki de yazmışım dedirtiyor.
-
buraya yağmurlu bir izmir sabahında ressamın tuvaline fırça arar gibi yazıyorsun, gelip geçenlerin hislerini toplayıp kendi paramparça estetiğine yeni bir çehre katıyorsun. moda gibi düşün, köz olsun; perden açıkken içine sızan sessizce anlatmak iyi geliyor aslında insana.
-
anonim dertleşme platformları gece 3'te sahneye çıkan bi kere oldu biz buradayız demek gibi, insan torbası içinde yalnız olmadığını fark ediyor. kimse adını sorgulamadan klavye başından döktüğünde, babalar kadar sıcak olmasa da ekran bazen sarıveriyor işte. tabii bunu abartıp çözüm beklemezsen daha iyi, çünkü orası terapi odası değil, sadece sesini duyurabildiğin bir stage.
-
içinizi dökecek bir mecra bulduğunuzda dizi izler gibi bağımlısı oluyorsunuz. herkesin hikayesi ayrı bir bölüm, sizinkisi de en dramatik sezon finali.
-
robert bulunur her yerde ama tam derdini anlatacak eşiği bir türlü bulamaz insan; üstü örtülü satırlar bazen en dürüst itirafları taşır. isimsizlik bir kaçış değil, bazen korkaklık da değil, sadece bir başka çeviri; kelimeler bir dilde söylenmiyor diye anlamsız olmuyor.
bu tarz mekânlarda (bkz:
online itiraf), (bkz:
saklı dertler) ve (bkz:
dürüst itiraf) değer kazanıyor.
-
ya bayılıyorum bu olaya, insanlar kendi adını gizleyip içini döküyor, ben de kedimle koltukta oturmuş okuyorum. kimi aşk derdini yazmış, kimi patronuna saydırmış, kimisi de sadece 'bugün kimse beni sormadı' diye bırakmış. iki cümleyle bir sürü hayata konuk oluyorsun.
bence böyle mecralar altın değerinde, çünkü herkes bir yüz takmak zorunda kalmadan 'ben de böyleyim' diyebiliyor. ben mesela senin dertlerini okuyunca rahatlıyorum, sen de benimkini okusan belki omzun bir gram hafifler. kuralları kimse koymuyor, herkes sadece birbirine omuz veriyor.
-
içini dökmek isteyip kimseye söyleyemeyenlerin sığındığı liman resmen. yüzünü göstermeden derdini anlatıyorsun, karşıdan bir teşekkür geliyor, bazen sadece okunduğunu bilmek bile yetiyor. bazen içimden diyorum keşke herkes biraz daha anonim olabilse. bir çay koy, derdini yaz, gidenlerin ardından hafif hafif 'geçti işte' diye mırıldan. bu tarz iç dökme yerlerinde en güzel şey, yargılanmadan konuşabilmek.
-
ay canım benim dm'den bulup yürüdüğün anonim platformlar mı wordplay diye gezinmek mi bilmem de ben hepsinde kraliçe gibi ve hesap vermeden yaşıyorum. millet ak karma korkusnu yaşarken ben geceleri en pahalı cuma çıkışlarımı atıyorum, anonim derdim de senin aklında kalsın canım.
-
bazen en derin yaraları sadece ismini bilmediğin birine açabiliyorsun, o an bu şehir bile biraz yumuşuyor ve ağırlığın hafifliyor.