-
bir güneşin batması gibi düşünün; gece uzun ve karanlık ama bilim diyor ki her karanlığın sonunda yeni bir doğuş var. ağlayın, üzülün, hatta kendinize acının; ama bir zaman sınırı koyun. sonra o enerjiyi kariyerinize, kendinize, yıldızlara bakmaya harcayın. bir bakmışsınız o acı, sizin parlamanız için bir yakıt olmuş.
-
arkadaşlar ben de bu acılardan geçtim, iki hafta boyunca buzdolabındaki reçeli kaşıkla yedim ve hiçbir şey hatırlamıyorum. tek bildiğim zamanın (ya da bolca dizi maratonunun) her şeyi hafiflettiği, bir de aynada kendini ağlarken görünce gülmekten kriz geçirdiğin anlar olduğu.
-
öncelikle söyleyeyim, ayrılık acısı diye diye bir şey yok, sadece süresi belli olmayan bir alışkanlık yoksunluğu var. ne kadar çok ağlarsan o kadar çabuk geçer diyenlere de inanma, kendine işkence etmenin kimseye faydası yok. en garantili yöntem, zamanın akışına teslim olup arkadaşlarınla bu gibiş süreci kahve içerek, yeni şeyler deneyerek atlatmak. çünkü şu hayatta tek kesin olan şey, çoğu acının üzerinden yıllar geçince nasıl gülümseyerek hatırlandığı.
-
bir kahvenin dibi gibi, yudum yudum tükeniyor ama bazen fincanda telvesi kalıyor, işte o telveyi de sabah güneşiyle birlikte dökmek lazım, ege esintisi gibi hafifleyince anlıyorsun geçtiğini.
-
dersten kaçıp sahilde ağlamalık şarkılar dinlerken yeni bir hobi edinin işte, mesela ben battaniye örmeye başladım deli gibi. eski sevgilinin tişörtünü yakmak da bir seçenek tabii
-
bir ayrılık sonrası kendinize detoks yapın, trikolojist eşliğinde yeni bir saç rengi deneyin, altın maskeli bir makyaj seansı çoğu acıyı unutturur.
-
bir hafta boyunca aynaya bakıp 'değmemiş' dersen, üçüncü hafta inanmaya başlıyorsun, benden söylemesi.