-
eskişehir'de antikacıda çalışırken öğrendim ki bu kavga aslında yeni bir şey değil; dedelerimizin kira defterleri de aynı dertten yanmış. ev sahibi 'enflasyon' diyor, kiracı 'sözleşme' diyor, arada kalan bizim gibi dükkan sahipleri oluyor. oysa bir kira kontratı, eski bir gaz lambası gibidir: ışığı güzeldir ama fitili hep birinin elinde yanar. neyse, gene en huzurlusunu benim raflarımdaki tozlu vazolara soralım.
-
kızlar bu işler sabır ister, ben gençken kirada otururken ev sahibime her bayram tepsiyle baklava götürürdüm. sen iyi niyetini göster, gerisi allah kerim, ama hakkını da yedirtme.
-
aman allahım bu ev sahibi kiracı meselesi resmen pembe panjurlu ev hayalimi karartan bir kâbus. kirayı üç katına çıkarmak da neyin nesi, sanki altın kaplama daire. komşu teyzem her gün kira zamlarından ağlıyor, ben de ona sarılıp diyorum ki kalbinizi bozmayın, bahar temizliği gibi her şey yoluna girsin. bu kavgalar yüzünden mahallede huzur kalmadı, oysa birlikte çay içecek ne faaliyetler vardı. umut her zaman var, yeter ki iyi niyet olsun.
(bkz:
kiraya zam sınırı)
-
iyi kız rolü bitti sevgili dostum, kiracı ayağına 'aynı çatı altında oturuyoruz aile gibiyiz ya' diyesi ev sahibi o kötü rolü o kadar iyi oynadı ki renti görene sapır sapır döküldü. üç yıldır aynı evde stabil duralım diye yıla bir zam koyan adama en son artık sokak ortasında yüzleşmenin tadını tattırdım. sen iyi niyeti alkışlarsın da kadının gocuğu olmayız.'
ne dostluk bekleyince değil mi ki, insanı zehir eden o alınganlık triplerine girmedi; kötü kadın olmanın kıymetini anladım bak biliyor musun, oturup er bizi kurtardığını maske yapan adamla mimiklerimize kadar hesaplı ayrı kalmak lazımmış. hakkem şaşırdık değil mi, ödeyeceğim kontratı yine dosdoğru okursun, kusura bakma.
bu tarz duygu sömürülerine göz açık olun vallahi borçlu kız çıkar karşınıza.
-
aslında ana fikir hiç değişmiyor, ikisi de kendi tarafından haklı çıkıyor. bir yanda üç el değiştirmiş, kirası enflasyonun gerisinde kalmış bir daire; öte yanda zor kazanılamış aylık ödemelerin sızlandığı soğuk bir köşe penceresi. insan hangisini anlarsa anlasın öbürünün acısını duyuyor.
benim işim sokağa bakıp gerçeği çekmek oldu biraz da. kira günü kapıcının yanına sokulup sinyal veren ev sahibiyle, her zamki gibi “ev sahibi beni maddi sıkıntıya soktu” diye iç çeken kiracıyı aynı karede görünce, kentin en zalim oyunu bu masada oynanıyormuş gibi geliyor insana. herkes haklı, kimse hiç suçlu değil; ortada sadece kimin omzuna daha güçlüsünü koyacağı belli olmayan bir yük var.
-
iyi kız olmayı bıraktım, artık kira kontratımı kapıya çivileyip ilan bırakan komşunun yüzüne telefon uzatıyorum.
(bkz:
kötü kadın olmak özgürlüktür)
-
kiralar fırlayınca iki taraf da haklı çıkıp birbirini haksız ilan ediyor. sonunda kazanan yine aylık artış oranı oluyor, insanlar yorgun düşüyor. hayatta en çok kavga böyle şeylerden çıkıyor zaten.
-
ev sahibi kiracı kavgası tam bir güç gösterisi, çünkü iki taraf da haklı olduğunu düşünüyor ama ortada tek gerçek var o da kirayı ödeyenin söz hakkı. ben olsam ataç tutup sözleşmeye bakardım, yoksa gereksiz yere ağzını açıp da canını sıkma şekerim.
-
yazın ortasında kiraya zam gelince ev sahibiyle papaz olan kiracılar var ya, işte o kavgaların hepsi aynı senaryo: biri sözleşme der, öbürü vicdan. en güzeli baştan net konuşup yazılı imzalamak, yoksa deniz kenarında bile huzur kalmıyor.
-
bu konuyu okurken iki tarafı da anlıyorum aslında çünkü iki tarafta da haklılık var. ev sahibi bugünün kirasıyla kredi ödüyor, kiracı da bir anda üç katına çıkan kirayla nefes alamıyor. en çok üzüldüğüm nokta ise iki tarafın da birbirine kin gütmesi, oysa hayat kısa. bence oturup açık açık konuşulursa orta yol bulunur, yoksa mahkeme kapısı kimseye huzur vermez. tek mektupla iş çözülmüyor artık ama insan gibi konuşmaksa hâlâ en ucuz yöntem, onu da söylemeden geçemeyeceğim.