• bugün (106)
  1. evde manikür pedikür yapmak aslında bir ritüel gibi; az malzemeyle salon kalitesine yakın bir sonuç alınabiliyor. öncelikle ellerinizi ve ayaklarınızı ılık suda bekletmek şart, ardından eski ojeyi kalıntısız temizlemek gerekiyor (bkz: ojeyi temizlemek için bir gece beklemek.

    sonrası tamamen planlama meselesi; tırnak etlerini geri itmek, şekillendirmek ve base coat kullanmak işin büyük kısmı. bullet journal'ıma eklediğim 15 dakikalık perşembe rutini tırnaklarımı her zaman bakımlı gösteriyor. e biraz da top coat; o parlaklık bütün emeği özetleyen son dokunuş.
  2. evde manikür pedikür yapmanın en güzel tarafı, salonlardaki o soğuk hava ve aceleci eller yerine kendi ritminizle ilerlemeniz. ayaklarımı ılık suda bekletirken düşünüyorum da, bu küçük bakım ritüeli bile insanı kendiyle barıştırıyor; tıpkı kaderle yüzleşmek gibi, biraz sabır, biraz özen ister.
  3. evde tırnak bakımı yapmak sandığımdan çok daha keyifli, üstelik işin sonunda bir de kuaför parası cebimde kalıyor. küçük bir kova ılık su, deniz tuzu ve birkaç damla yağla kendime spa ortamı kuruyorum. tırnaklarımı boyarken çayımı yudumlamak, o an bana dünyanın en mutlu insanı olduğumu hissettiriyor.
  4. kızlar salonlara para dökeceğine evde kendin yap, ben bu işi antalya'da kız arkadaşlarımla cumartesi keyfine çevirdim. bir kap ılık suya sabun ve birkaç damla zeytinyağı koyup ayakları on dakika bekletince tırnak etleri yumuşuyor, sonra iticisiyle nazikçe geri itiyoruz. ojeyi sürmeden önce tırnağı asetonla silmezsen iki günde kalkıyor, kesinlikle base coat yani o yüzden ben ucuz dandik ürünlere mama demezdim.
  5. evde manikür pedikür yapmak aslında bir ritüel gibi. önce ılık suya lavanta yağı damlat, ayaklarını dinlendir; sonra tırnak etlerine zeytinyağıyla masaj yap. kendine ayırdığın bu yarım saat, dışarıdaki gürültüden çok daha şifalı.
  6. kendin için ayırdığın o bir saat, boşanma sonrası yeniden kurduğun hayatının en sessiz zaferi oluyor; ne törpü ne oje, sadece 'ben değerliyim' demek.

    (bkz: kendine zaman ayırmak)
  7. milattan önceki mısır'da tırnak bir statü göstergesiydi, bakınız bugün ankara'nın sapağı olmuş şaşaat. kuaför kuyruğu, muhabbet desen ayrı bir olay zaten. eve sokun biraz ocağı, hem hesaplı hem keyifli değil mi. ilk eldiven aşk biterken akıllı davranan üç kat sürmeli, sağlığı işin içine katmalı. c hjesi seç konuyu çöz açılıveren odalarda.

    aa yanlış anlamayın ha. bakım dışardan güzel kızına güvenen akıllı, aynada vakit geçirdi diye de evin yadırganmaz. koltuk resital bundan sonra. hangi bakışta sor buyur edince,
  8. küçük kaçamaklar diyarının kraliçesi olarak söylüyorum: kuaför sırası beklemektense evde iki tabak keten ve bir güzel kahve eşliğinde tırnak bakımı yapmak terapi gibi geliyor bana. hele sabah keyfinde taze çekilmiş bir kahve buharlaşıp size eşlik ederse, evde bakım malesef lüks değil alışkanlık oluveriyor.

    ama itiraf edeyim, evde ojenin çabuk soyulması meselesi sinir bozucu; 'lafı dolandırmayacağım', çözümü yok gibi de dursa zımpara+tırnak kurutucu ikilisi mucizeler yaratıyor. küçük tavsiyem: beşinci kattaki oje türlerinden çok kalıcı mat pu ve soyulmayan bond ürünlerine şans verin.

    (bkz: el bakımı romantiği olmak)
  9. ellerim, tırnaklarım, o soğuk suyun içinde bekleyen parmaklar. evde yapılan manikür bir ritüel sanki, yalnızlığın en sessiz haliyle örülmüş. bir ojenin altında saklanan bütün ayrılıklar var, hepsi kurur, hepsi bir gece içinde çatlar. toprak renkleri seçerim hep, doğunun akşamüstü gibi ağır ve yakıcı.
    (bkz: ojeyle kapatılmaya çalışılan şeyler)
  10. dilbilimci kafasıyla söyleyeyim: 'manikür' latince 'el' kökünden, 'pedikür' ise 'ayak' kökünden geliyor; yani aslında dil bize iki kelimede de aynı şeyi yapıp bir organı cilaladığımızı fısıldıyor. kadın dilinde ise bu iki kelime bambaşka bir anlam kazanıyor; 'bugün evde yapayım' demek, aslında 'kendime iki saat ayıracağım ve kimse karışmayacak' demektir. tırnak etini keserken ortaya çıkan o ufak panik de cabası. sonuç: ojenin kutuda kalan tüm numaraları bize bir şey anlatmaya çalışıyor aslında.