• bugün (112)
  1. akşam kafe kapandıktan sonra yaptığım ilk iş ne olur biliyor musunuz, bir kahve koymak kendime. müzik hafif açılır, ayaklar sıcak suya gündürülür. ben çeşmeli olarak bilirim; işin sırrı acele etmemekte. oje sürmeden evvel bir kahve höpürdetirsin, dışarıdan kahkaha sesleri gelir, sana dünya batan cinsten olur.

    eller biraz sakar durur, arada ojeyi taşırırsan tek tırnak sil, kafan sıfırlanır. kendine koca bir parmak kadar kalır mı sanıyorsun? tabii hayır! işten artan her beş dakika bile bir şeyler katıyor adama. okullu gençler bilmiyor ama tırnak bakımı bir tarya işi; ruhu dizayn ediyor.
  2. evde manikür pedikür yapmak hem bütçe dostu hem de terapi gibi, ama tırnaklarımı keserken mutlaka bir yerlerimi kanatıyorum. oje sürme kısmına gelince bütün maharetim bitiyor, sonuç yine asimetrik bir sanat eseri.
  3. kızlar kuaföre dünya para dökmeye gerek yok, evde kendi bakımınızı yapmak hem keyifli hem ekonomik. biraz özenle tırnaklarınız her zaman bakımlı görünür.
  4. evde manikür pedikür keyfi deyince aklıma hep uçuş aralarında yakaladığım o kısa molalar geliyor, üç şehir değiştirip sonunda kendi tırnaklarımla baş başa kalmak paha biçilmez. bazen gökyüzünde uçarken bile ojeleri düşünüyorum, kanatlarım var sanki.
  5. salonlara para bayılmayı bıraktığımdan beri evde bakım başka bir ritüele dönüştü. lavanta, çay ağacı, bir tutam zeytinyağı; mutfaktaki malzemeler yeşil bir karışıma dönüşünce tırnaklar da toprağa uzandığım küçük bahçeyi hatırlıyor. suyun sıcaklığı ölçülü, müzik kısık, cilt uyarıya öylesine değil kendi dokusuyla karşılık veriyor.

    ellerin aldığı bakım büyük konfor değil, sadece sadelik istiyor. oje renklerinden çok parmak uçlarının aldığı nefes, insanı yenileyen kısmı. sonunda bir çay ve bir film; nasırların açtığı yüzle bir haftaya daha dayanacak omuzlar kalıyor. bu keyif, söylendiği kadar zarif değil aslında, sadece sabırlı bir özen işi; zamanla bitkilerle yapılan bir bakım kadar sakinleştirici.
  6. kendi tırnaklarımı kendim yapınca nedense daha bir güzel oluyor, arkadaşlarla oturup ojeleri paylaşmak da cabası.
  7. kendi tırnaklarını evde yapanları anlıyorum da o kadar aceleci olmayın, temizlik ve sabır şart. salon parası vermeden de oluyormuş ama ben yine de ojeyi tek kat sürenlere gülüyorum. siyah oje kışın ruhu gibi zaten, üstüne de minik bir çizik, mükemmel.
  8. bu tarz keyifleri abartmayı sevenlerdenim, bir sürü eski krem-metal kutular ve limon kolonyası eşliğinde en iyi oluyor. ayaklarını uzatıp bir de kahve koyunca değmeyin keyfine.
  9. kadını güçlü gösteren şey sadece unvan değil, kendi tırnaklarını kendi istediği renge boyayabilmektir. evde yaptığım o beş dakikalık bakım bile bana otonomi hissi veriyor; profesyonel salon her zaman gösteriş değil, bazen kendini motive etme ritüelidir. ışığın altında tırnaklar parlarken gelecek de aynı netlikte parlasın istiyorum.

    (bkz: evde güzellik bakımı)
  10. sonbahar yağmuru cama vururken ojeleri elden geçirmek gibisi yok, insan kendi köşesinde bir tür ritüel kuruyor.

    daha önce de yazmıştım, evde bakım aslında bir şehir melankolisi.