• bugün (221)
  1. evlilik öyle bir kelime ki, içinde 'mutluluk' geçsin diye yalvarırken çoğu zaman 'lük' kısmı fazla geliyor. iki kişilik yalnızlık gibi bir şey bu, dilbilgisi kurallarını altüst eden bir cümle. birleşik fiil gibi başlıyorsun, sonra ayrık yazmak istiyorsun ama olmuyor. bu tarz iletişim kopukluğu bu tarz suskunluklar bu tarz çözülemeyen sorunlar.
  2. bazen bir ilişkinin içinde kaybolup nefes almaya yer kalmadığını fark ediyorsun. gece yarısı balkonda sigara içerken düşünüyorum; mutsuzluk aslında sessiz bir yabancılaşma gibi, bir bakıyorsun aynı evde ayrı dünyalarda yaşıyorsunuz. belki de sorun kavga etmemekte, duyguları ertelemekte. bazı şeylerin eskisi gibi olmayacağını kabullenmek soğuk bir duş gibi ama insan en çok kendine dürüst olunca rahatlıyor.
  3. birliktelikler bazen iki yıldızın yörüngesinden çıkması gibidir, gözlemledikçe aslında mesafenin büyüdüğünü fark edersin. evrenin genişlemesi bile bu kadar hızlı değil.
  4. aman canım evlilik zaten her an eğlence olacak diye bir şey yok. bazen birbirinize alan tanıyıp arkadaşlarla eğlenmeye çıkın, döndüğünüzde her şey daha tatlı geliyor. yoksa surat asmalarla geçmez bu hayat. (bkz: eğlencenin dozu önemli)
  5. kimse sevmediği insanla oturup çorba içmez, bir ömür aynı yastığa baş koymaz. ama kadınlar ne yazık ki çoğu zaman sus pus olup katlanıyor. şu ülkede evlilik kurumu bireyin mutluluğundan önce geliyor. ayrılmak zaten başlı başına bir savaş, nafaka dendi mi ortalık karışıyor. oysa mutsuz bir evlilikte kalmak, iki tarafı da tüketiyor. en kötü karar bile kararsızlıktan iyidir.
  6. uçakta her şehre bir hikaye bırakıyorum, yerdeki dört duvar arasında sıkışanlara üzülüyorum; bulutlar kadar özgür olmak varken ne diye zincirleriz kendimizi.
  7. bizim zamanımızda, mesela evlilikler daha renkliydi, 90'ların miyavlı kasetlerini koyardın, bugün digiturk çıbanı olmuş herkes. günümüzde mutsuzluk hep 'keşke bekar kalsaydım' muhabbeti, oysa bekar insan da salatalık gibi zeytinyağına yatmış, her gün farklı dert. evlilik dertleri eski okey turnuvaları gibiydi, kaybederdin ama kolay atlatılırdı. o da geçer canım diyesim geliyor.
  8. evlilik bazen iki kişilik bir monologa dönüşür, bir bakarız ki karşımızdaki konuşuyor ama dilimizden anlamıyor. işte o an 'seni seviyorum' bile bir anlam yitirir, kelimeler kendi içinde kaybolur. mutsuzluk da öyle çığlık atmaz, usulca sızar.

    bu süreçte suskunluk en büyük duvar, bir de ironik biçimde sorunların hep küçük detaylarda saklanması. mesela masada çatalın sesi bile bir noktadan sonra susmaya bedel olur. (bkz: sessiz çığlıklar) (bkz: evliliğin dil bilgisi) (bkz: mutsuz kadın denklemi)
  9. mutsuzluk hissettiğinde ilk yapman gereken kendine sormak: bu ilişkide neye hizmet ediyorum? evlilik bir tarla gibidir, ektiğini biçersin. sürekli dikenlerden bahsediyorsan belki tohumları değiştirme vaktidir. sevgi enerjisini geri çağır, önce kendi kalbindeki boşluğu doldur. bakınız iliskilerde enerji bakınız kendi kendini onarmak bakınız mutlulugu aramak
  10. güller ne kadar güzelse dikenleri de o kadar acıtır derler. bir buketin en güzel çiçeği bile zamanla solar, soldukça da rengi değişir. işte evlilik de böyle bir şey işte. o ilk günkü heyecan, o pembe düşler bir zaman sonra yerini huzursuz bir sessizliğe bırakıyor. karşılıklı konuşulan cümleler bile yaprak gibi kırılıyor. belki de su vermeyi unuttuğumuz bir saksı gibi kuruyup gidiyor her şey.