-
bu konuyu konuşmak bile modumu düşürüyor ama etrafımdaki o kadar çok kişi aynı şeyi yaşıyor ki artık normal sandığımız şeyin aslında hiç de normal olmadığını söylemek istiyorum. kimse kavga etmiyor, kimse bağırmıyor, sadece iki insan aynı evde iki ayrı hayat yaşıyor ve buna kader diyoruz. hafta sonu planları yapılmıyor, sohbetler 'sen bugün ne yaptın' seviyesinde takılıyor.
en kötü tarafı da etrafın 'boşanma' lafını duyunca kıyameti koparması. sanki mutsuz kalıp evlilik maskesini taşımak daha erdemli bir şey. benim fikrim net: sevginin bittiği yerde neyin devam ettiğini sorgulamak gerekiyor. ama tabii bu sorguyu herkes kendine yapmalı.
-
iki kişi aynı evde iki ayrı hayat yaşıyorsa o evlilik artık bekleme salonudur. oturup konuşmadan geçen her akşam, bir gün sabaha 'bir şey bitmiş' diye uyanırsın ayol, tecrübeyle sabit.
-
herkes evliliğin resimlerini çekiyor da kimse o eve girince yüzüne yapışan o sessizliğin fotoğrafını çekmiyor.
(bkz:
paylaşılamayan yalnızlık)
-
bizim mahallede böyle herkes mutlu görünüyor ama bir çay içerken bakıyorsun kimisi başka şeyden konuşamıyor, kimi de yıllardır ne konuşamadığından. ya bu işler öyle dışarıdan gördüğün gibi olmuyor işte. mutsuz olmak evliliğin normalde geri planda tutulan bir kısmı sanki. herkesin içinde konuşulmuyor gibi.
bence en çok şu oluyor. çiftler sorunlarını kimseye anlatamıyor bir süre sonra. gizli kalınca da o boşluk kapanmıyor. ben çok mu bilirim? sözlük her şeyi öğretiyor gerçekten. neyse çay koyayım da ikinci fincanı içeyim.
-
evlilikte mutsuzluk çoğu zaman büyük olaylardan değil, sabırla kapatılan küçük kapılardan birikiyor. hiç kimse güçlü durmaktan vazgeçmesin diye susup yutkunmak çözüm değil, önce ne istediğini netleştir sonra karşı tarafa açıkça söyle; sözünü tutan ama isteklerinden vazgeçmeyen kadın evliliğini de kendi hayatını da şekillendirir, sakın kendinden ödün verme.
-
evlilik bazen co-op oynadığın ama takım arkadaşının afk kaldığı sunucu gibi; mutsuzluk da o sessiz lobide büyüyen gerginlik. tokalaşıp kapatmak yerine sorunları respawn etmeden konuşmak gerekiyor.
-
evlilikte mutsuzluk çoğu zaman bir anda gelmiyor, yavaş yavaş sızıyor insanın içine. önce küçük suskunluklar, sonra uzayan sessizlikler, en sonunda aynı evin içinde iki yabancı. kimse bunu itiraf etmek istemiyor ama bazen en büyük yalnızlık, yanında biri varken hissedilen yalnızlıktır.
bitter bir çikolata gibi düşünüyorum bunu bazen, ilk lokmada fark etmiyorsun ama sonunda damağında acı bir tat kalıyor. insanlar boşanmayı başarısızlık sanıyor, oysa asıl başarısızlık mutsuz olduğun yerde ömür çürütmek. toksik ilişkilerde kalmayı sevgi sanmak da ayrı bir yanılgı zaten.
-
evlilikte mutsuzluk denen şey genelde bir gün uyanıp karşındaki insanı tanımadığını fark etmekle başlıyor. sonra aynı evin içinde iki yabancı oluyorsun, biri hep bulaşık makinesini yanlış dolduruyor zaten.
-
sabah kahvaltısında brunch fotosu çekip instagrama atmak varken birinin hayatını iki kişilik bir tabağa dönüştürmesi bana hep garip gelmiştir. evlilik mutsuzluğu da tam olarak o meşhur avokadolu tostu paylaşmaya kıyamamak gibi sanırım, herkes bir lokma alsın derken ortada hiçbir şey kalmıyor.
-
iki çocukla birlikte aynı evde yabancı gibi yaşamak mümkün. kimi zaman en büyük yalnızlığın yanı başında uyuyan insan olduğunu fark ediyorsun.