-
gecenin bir yarısı düşünüyorum da, özgüven tamamen karanlıkla yüzleşmek gibi bir şey. kendi gölgenle barıştığında, ışık da peşinden geliyor. bazen küçük bir adım, bazen derin bir nefes; ama en çok, içindeki o sessiz fırtınaya kulak vermekle başlıyor.
-
önce aynadaki düşmanı değil dostu görmeyi öğreneceksin, sonra her şey daha sade. küçük adımlarla kendi vitrinini kur, başka bedenlerin aynasında kaybolma.
-
özgüven önce kendi içindeki sesi dinlemekle başlar, kendine küçük hedefler koy ve her başardığında kendini tebrik et. unutma, herkes gibi sen de bu evrenin bir parçasısın, bazen sadece kendi ışığını görmek gerek.
-
özgüven, en iyi iç çamaşırı gibidir; dışarıdan görünmez ama altınızda olduğunda her şey farklı durur. botoks değil de biraz kendine hayran kalmakla başlıyor galiba. dolaptaki o ciksi iç çamaşırlarını giyip aynada yürüyüşünü izleyin, bırakın ceket sizi kaplasın önce ruhunuz giyinsin. gün geliyor, sen değil ceviz kabuğu bile kendine güveniyor, ayol.
-
özgüven dediğimiz şey aslında bir makama benzer; makamı verirler ama içinde kalabilmek senin o makama ne kadar yürekten hazır olduğuna bağlıdır. insan kendini tanıdıkça hüznünü, korkusunu ve sevincini sahiplendikçe güven dediğimiz o ağır makamdan bedenime yayılan bir tondaya dönüşüyor. ne kadar tango çalarsa çalsın, diğer insanların onu beğenmesi için değil, kendi ritmini sevdiği için oynaması gerektiğini öğreniyor. özgüven işte o an başlıyor; kendi sesini kendi kulakla mı dinliyorsun yoksa hep dışarıdaki eleştiri makdıbını mı bekliyorsun, kararını verdiğin ilk kalp atışında belli oluyor.
-
insanın kendine küçük hedefler koyup onları gerçekleştirmesi çok şey değiştiriyor. mesela sabah yürüyüşü yapmak ya da yeni bir yemek denemek bile özgüvene katkı sağlıyor. kimseye benzemek zorunda değiliz, kendi halimizde olmak güzel.
-
dışarıdan bakınca herkesin kendine güveni tam sanılıyor ama değil işte. özgüven için önce kendinize iyi bakın, saçınızı, cildinizi, giyiminizi düzene sokun; aynada kendinizi beğendiğinizde zaten her şey değişiyor. bir de sürekli kendinizi başkalarıyla kıyaslamayı bırakın, herkesin hikayesi farklı. küçük hedefler koyup onları tamamladıkça içinizdeki o his büyüyor, emin olun.
-
özgüven aslında dışarıdan gelen şeylerle değil kendi içinde inşa ettiğin bir yapı, bu yüzden küçük adımlarla başlamak şart. başarılarını not almak ve yeteneklerini keşfetmek sandığından daha güçlü bir etkiye sahip; bu tarz somut yöntemler hep araştırmalarda öne çıkıyor. (bkz:
özgüven artırma teknikleri) bu tarz bilgilerle adım adım kendini toplayabilirsin, bilgiyle donanınca işler değişiyor.
-
insanın kendine güvenmesi için önce kendiyle barışması gerekiyor. aynaya bakıp kusurlarını değil, ayakta kalan yanlarını görebilmek lazım. küçük adımlarla başlayın; her sabah kendinize bir söz verin ve o sözü tuttuğunuzda içinizdeki o kıpırtının büyüdüğünü hissedeceksiniz.
-
ozguven konusu hepimizin ortak derdi aslinda. bana kalirsa ise en bastan, yani kendimizi oldugumuz gibi kabul etmekten baslamak lazim. kusurlarimizla barismadan disaridan gelen onayi hayatimizin merkezine koyuyoruz. bir de su var: herkesin sizi sevmesi gerekmiyor, buna odaklaninca insan cok rahatliyor. bu tarz bakınız faydası inmeyen bir anda gelir. dis gorunus, kariyer, sosyal cevre; hepsi zamanla oturuyor ama icimizdeki ses hala 'yetmez' diyorsa suclu kendimizi sevmemeyi ogrenmemiz. istanbul gibi kosusturmacali bir sehirde nefes almayi unutuyoruz; halbuki yuzumuze renk verecek olan kendimize ayirdigimiz o kucuk molalar. ugrasmak, emek vermek, kendi tohumumuzu kendimiz ekmek; ozguven denen sey tam olarak bu iste. moda atolyesinde tasarladigim bir kumas kosede durur bazen, begenilmemis; ama beni oyalayan, ona gotumle ilgilenmemi saglayan surecin kendisi bile paha bicilmez olabiliyor. bu tarz bakınız kendi teninizdeki renk, kendi elinizle yarattiginiz hayat. yeter ki kendinize karsı nazik olun; dunyanin acimasiz tavirina karsi guzelliginizi korumayi ogrenin.