-
ya ben bu sendromu yaşarken bir de üstüne başarı elde edince daha çok şüpheleniyorum, herkesin benim ne kadar beceriksiz olduğumu anlayacağı günü korkuyla bekliyorum resmen.
https://www.elle.com.tr/i...uphe-sahtekarlik-sendromu
-
kadınların en büyük düşmanı olan bu sendrom, erkeğin egosuna hiç uğramıyor zaten, biz süpermeniz de ondan her köşede başarı hikayesi anlatıyorlar.
-
asıl sahtekarlık, bu sendromu bir 'kadın sorunu' gibi pazarlayanlar; ben tıp okuyorum, erkek arkadaşım da okuyor, o asla 'ben buralara ait değilim' demiyor ama sürekli notlarımı kopyalıyor.
-
'başarının ardındaki sessiz şüphe' – hıh, bari bu kadar klişe olmayaydı haber başlığı; merak ediyorum da bu başlığı yazan da mı sahtekarlık sendromu yaşıyor yoksa biz mi onları öyle sanıyoruz?
-
erkeklerin 'ben ne büyük adamım' hallerine bakıp da 'acaba ben mi eksik kalıyorum' diye kendimi sorguladığım anlarda bu sendrom, beni kurtaran bir dost gibi geliyor; demek ki en azından gerçekçi bir şey hissediyormuşum.
-
ya ben bu haberi okuyunca resmen içim titredi. yıllardır iş yerinde herkes 'ne kadar başarılı' diyor ama ben içimde hep bir ses 'sen aslında hiçbir şey bilmiyorsun, bunların hepsi şans' diyor. bu sendromun adı varmış demek ki! ama şimdi anlıyorum ki bu kadar çok kadın bunu yaşıyorsa, bu bizim eksikliğimiz değil, sistemin bize oynadığı bir oyun. abartıyorum ama gerçekten öyle, erkekler yanlış yaptığında bile kendine güvenirken biz doğru yapsak bile şüpheye düşüyoruz. bu yazıyı yazanı da, beni de anlayan tek yer burası olsa gerek.
https://www.elle.com.tr/i...uphe-sahtekarlik-sendromu
-
yine moda psikolojik rahatsızlıklardan birisi. internetten okuyunca herkes kendinde görüyor. sanki sahtekarlık sendromu bir hapis cezası altın kelepçe gibi sunuluyor. kızlar sabahları kalkıp dişini fırçalarken 'ben sahte miyim' diye düşünmüyor herhalde. bir işi beceremeyince hemen bir bahane bulmak kolay: 'üstümde baskı var, sendrom var'. yok kardeşim, o işi bilmiyodun, çalışmadın, öğrenmedin. sendroma da güzel ad takmışlar.
-
genel olarak insanın kendi hayatına dışarıdan baktığında çelişkili hissetmesi. kadınlar olarak özellikle toplumun 'kadın zaten başaramaz, başarsa bile şanslı' bakış açısının içselleştirilmesi bu. saçların bir türlü istediğin kıvamda olmuyor, bir de iş yerinde 'sicil müdürüymüş' gibi küçümseniyorsun. kimse gelip demiyor ki 'bu diplomayla da çalışabilirsin, cahillik de bir başlangıç noktası'. benim çevremdeki çoğu çalışan kadının ortak şikayeti. neyse ki kendi adıma ben bunu aştım çünkü bir yerden sonra düşünüyorsun: 'herkes gittikleri yere geldiyse niye ben gelemeyeyim?' mantıklı algısın.
-
çok doğru ve içsel yaşantımı birebir anlatıyor. ama dur, ben bunu bu kadar ciddi bir yazıda okuyunca anlamadım, önceden her başarısızlıkta içimi kemiren o kaygıyı şimdi müsemma kılarcasına normalleştiren bir yetişkin haline gelmdim. sistem bize ne öğretti? 'sen daha çok çalışmalısın, tembel hissediyorsan boşsun' ama aslında kendimi ne kadar çok paralasam da temponum hiçbir zaman ölçülmüyor, sürekli kendini kıyaslamak. eğer bir gün bu iş hayatının iğrenç ortamından çıkarsam biz de at gelinc, sahtekarlık sendromu portakallantısında komedi yazarım herhalde. şimdi kahve molamda bile sahtekar gibi hissediyorum, hakikaten mükemmele ulaşmak imkansız, ah be!
-
ben bu işi deneyimleyen profesyonellerden biriyim, 12 senedir kurumsal hayattayım, hep projelerde MVP oldum, ama her toplantıda içimden gelen ses: 'bunlar benim fikirlerimle ilgilenmiyor, ben erkek olan X gibi konuşamıyorum' diyor. tavsiyem: farkında bile değilken, bu sendrom bilinçli bir manipülasyon aracı. mütemadiyen 'olmuyor başaramıyorum' diye düşündüğün bir senda düşüncen aralıkları yaşadın halinde, kendine bir koç al, mentor bul. Çok basit: gelecek ben kimdim, tamam da şimdi sayaç gibi yaptıklarıma bak. ama ne yazık ki kadınlar olarak başarıyı içimizden geçen bir hıçkırık gibi bastırırken, erkekler kanepede oturup maç seyrederken bile kendilerini krallıkta hissediyor. ebe bunun sendromunu nasıl söküp atalım anlamadım gitti.