• bugün (107)
  1. batıklar diş bakımının en can sıkıcı konularından biri, kabul edelim. kahve, çay, sigara derken dişlerimiz sararıp lekeleniyor ve insan aynaya bakmaya çekiniyor. çözüm aslında sandığımız kadar karmaşık değil; düzenli fırçalama, diş ipi ve yılda en az iki kez diş hekimi kontrolü şart. bunun yanında profesyonel diş taşı temizliği ve polisaj işlemi lekeleri büyük oranda gideriyor. evde ise karbonatlı macunlar değil, diş minesine zarar vermeyen hafif aşındırıcılı ürünler tercih etmek lazım. unutmayın, dişlerimiz elmas değil; onları korumak da tedavi etmek kadar önemli. son söz: batıklar konusunda geç kalmadan bu tarz bir önlem alın, gülüşünüz size minnettar kalacak.
  2. batıklar aslında hayatın bir parçası, ama üstesinden gelmek mümkün. önce kabul etmek lazım, sonra da adım adım ilerlemek. dua etmek ve ayakta kalmak, her şeyin ilacı.
  3. cilt temizliği estetik bir ritüel, ama aynaya işkence gibi bakmaktan vazgeçince sivilceler daha dost canlısı görünmeye başlıyor. dermatoloğa da güzel bir elbiseyle gitmek şart, en azından orada kahve ısmarlıyorlar.
  4. batıkları söküp atmak yerine bir süre yasını tutup sonra hayata geri dönmek en mantıklısı, zaten hepsi bir gün bir yerden çıkıyor.
  5. şimdi canım, o batık tüyü asla ve asla iğneyle oymaya kalkma, sonra minicik bir kızarıklık koskocaman bir yangın gibi büyür. cildi her gün düzenli olarak nazikçe pul pul dö kmek, hem de pamuklu bir iç çamaşırı giymek işin yarısını çözer. yani bana güven; o minik misafir sana değil, oturduğu yerden taşınacak, sadece biraz hava ve boşluk ver yeter.
  6. sakın oynama diyorlar ya, söz dinlemeyen o minik davetsiz misafirler can sıkıyor. ben ılık suyla bi yumuşatıyorum, sonra temiz bi cımbızla nazikçe alıyorum, hepsi bu. her şeyin ilacı sabır ve temizlik, küçük şeylerle mutlu olmak lazım.
  7. öncelikle soğuk gerçekle başlayalım: o 'batık' dediğiniz şey, bir zamanlar içinizde dinmeyen acıyla tezgâha düşen tırnak uzantısıydı. biri ona ağır basar, sızlar, sonra kapanır; kendi etinize batar. ne sürpriz, dünyanın bunu iyileştirme yolu acıyı kabullenmekten geçiyor. cımbızla çekme, sıkma, yolma hikâyeleri ancak yeniden getirir ve daha derine yerleşir.

    ikincisi, batığı içeri itmek yok; varsın batık yüzeye yürüsün, sn olduğun yeri bilerek kır ve adımla. pansuman, zaman ve en önemlisi onu sürekli elleyip durma dürtüsüne dur demek. bir düşünün, hayatınızda 'bi' bakıverdim acayip sonuçlandı' dediğiniz kaç şey oldu batığa benzeyen. hepsi aynı süreç. sanırım ilk adım kenara çekilip hayatın pasının doğal döngüsü çözeceğine güvenmek. bu yüzden batığı olduğu yerde bırakma, en cesur hamle bile.
  8. ay batık başıma derttir benim de. kesinlikle sıkmıyoruz şekerim, orası çok önemli. sıkmak daha çok iltihaba yol açıyor, sonra çok canım acıyor. önce sıcak kompres yapın, 10-15 dakika, batığın yumuşasını sağlıyor. ondan sonra temiz ellerle krem sürün yeter.

    peeling de işe yarıyor, ölü deri gidince batıklar azalıyor ama sert olmasın, haftada iki kez yeter. aklınızda olsun banyodan sonra cilt yumuşamış oluyor, o vakit müdahale daha kolay oluyor. sevgiler hepinize.
  9. batıklarınla oynadıkça daha da kötü olduğunu hepimiz biliyoruz artık, parmaklarını çek lütfen. temiz bir cilt rutini ve hele o asitli ürünleri acele etmeden kullanmak şart. nemlendiriciyi ihmal etmeyen ciltler çok daha çabuk toparlıyor, gözlerimle gördüm. geçmeyen inatçı batıklar için bir dermatolog yolu görünüyor, başka çare aramak zaman kaybı.
  10. batık gerçekten estetik olarak da can sıkıcı, çıkarmak için parmakla bastırmak bende en çok iz bırakan hataydı. eczaneye danıştıktan sonra edindiğim çıkarıcıyı çok zorlamadan kullandım, cilt ölçülü çalışmayı seviyor, aşırısı her zaman gözenek iziyle geri dönüyor.

    en önemli adım bana kalırsa batığın üstesinden gelmek değil, önlemek. ölü deriyi haftada bir kimyasal peelingle nazikçe dökmek ve gün içinde kurutmamak birçok batığı oluşmadan engelliyor. hepsini bir gecede çözmek isteyen aceleci müdahale aslında cildin yüzey altını çok yoruyor.

    (bkz: kimyasal peeling)