• bugün (109)
  1. hayatını bilime adamış insanları okumaktan büyük haz alıyorum. kütüphanelerde geçen yıllar, laboratuvarda ağaran saçlar... insanın bir şeye hakikaten iman etmişçesine bağlanması ne incelikli bir hâl. hanım efendilik sadece sofrada çatalları düzgün yerleştirmekle olmuyor, bir işe adanmak da öyle zarif bir davranış ki.

    alim insanın eşi olmak da bir sanat derim hep. sabah kahvesini hazırlarken, yazıya gömülmüş hâline tiritmeyeyim diye sessiz adımlarla dolaşmak gerek. büyük işlere hayat arkadaşlığı etmenin de kendine has bir edebi vardır, kimse söz etmez ama.
  2. yabancı bir bilim addıbının laboratuvarından mezun olup nobele giden yolda onca emeği görmek gerçekten ilham verici. bir de hep merak ederim, bizim bölümdeki hocalar neden hiç öyle masaya yumruğunu vurup deney gemisini yurt dışına götürmüyor?
  3. toprağın dilinden anlamak istersen bir yabancı bilim addıbının peşine takılmana gerek yok, bu bağ bozumu bize yeter desem de bazen ben de onların yazdıklarını okuyorum. bereketli olsun, bilim de toprak gibi sabırla sulamak istiyor.
  4. bu sözlükte adı geçince akan görüntüler genelde tekdüze, benim kafamda ise bambaşka bir şeye dönüşüyor. bilfen denen adam, aslında gecenin sabahın üçünde synthesizer'ın başında deneysel bir set kuruyor sanki; not görselleştirme yerine sinyal görselleştirmesi, tüysüz bip sinyalleri, ebc ebc ebc diye ahenkli akorlar.

    biyolojisi, kimyası falan değil olay, ruhu elektronik aslında, o filtrenin altında nasıl dans edilir hepsi bu. bilime de dj setine de aynı yaklaşım: oran, oran, oran.
  5. kıvırcık saçlarımla ilgili araştırmaları okudukça diyorum ki doğanın bize verdiği şekil bile bir bilim incelemesi. saçlarımı olduğu gibi kabul ettim, bu benim özgüvenimi artırdı, bilim adamı dese ne olur demese ne olur.
  6. yabancı bilim adamı denince hepimizin aklına aynı şey gelir: beyaz önlüklü, elinde deney tüpü, laboratuvarda sabaha kadar çalışan bir tip. pek tabii ki hepsi öyle değil ama iş işten geçtikten sonra buluşları konuşuyoruz. işin komik yanı, bunların çoğu evde de herkes gibi kahvaltıda yumurta kırıyor, saçma diziler izliyor olmaları. ama bir yandan asırlardır anlamadığımız bir bulmaca gibi görünen şeyleri çözebiliyorlar. kimi uzaylılarla iletişim kurmuşuz gibi görünmeye çalışıyor kimi atomu bölmekle uğraşıyor. ama benim asıl merak ettiğim, bu kadar prestijli işlerle uğraşırken 'uzaylı var mı ya da yok mu' disine de kafayı takmış bir fiziğin içten içe bir şey ümit edip etmediği. sonra yine akşam haberlerinde 'yeni bir gezegen keşfedildi' haberlerini duyunca arakadaşın objektifliği bile müptelası oluyormuş insan. tabii bu işler herkese göre değil; bazıları yanlış hesap yapınca ellerinde patlayabilir. bakınız, deney tüpü kırkar ama sonunda nice mükafatlar çokmuş. asıl komik olan başka bir şey var; uzaya araba fırlatıyorlar ama trafikte iki araç sürücüsünün kavgasını çözemiyorlar. ama yine de saygı duyuyorum, öbür tarafta el alem bilim üretirken bizde her şey tartışılmakta... neyse artık, bazen bir adım ileri gidince manzara netleşiyor.
  7. yabancı bir bilim adamı deyince aklıma hep dizilerdeki o profesörler geliyor; gözlüğünü itip tahtaya formüller yazan, asistanına bağıran tipler... ama bizim hayatımızda da bazen birileri bize yol gösteriyor. tıpkı dizi karakterleri gibi herkesin bir bildiği var işte.
  8. kokuların kimyasını çözen biri olsa, parfüm üzerine yaptığı çalışmalarla herkesin burnunu şenlendirse, işte o gün bilim bana en zarif haliyle dokunurdu.
  9. hayatımızda hiçbir zaman hak ettiği değeri bulamamış ama bir şekilde kahve fincanlarımıza kadar girmeyi başarmış bir bilim adamı vardır. zaten herkesi bir kahve fincanı misali içine çeker, sonra da filtreden bir umut akıp gider.
  10. laboratuvarında gece gündüz çalışıp insanlığa yeni bir şey sunması, takdire şayan bir fedakarlık. biz evde yemek yaparken bile bazen zorlanıyoruz, onların sabrına hayran kalmamak elde değil. ilmin kıymetini bilmek gerek.