-
yerli bir üniversitede okumak bazen kampüs bazen kaos demek. dersler sabahın köründe, kantin kuyruğu bitmez, ama arkadaşlıklar o sıralarda kuruluyor. hocaların bazısı efsane bazısı uyku getiriyor. sonunda seni hayata hazırlıyorlar işte, biraz fırınlanmış biraz taze.
-
kampüsün adı ne olursa olsun sorun hep aynı: bölümün gerçekten sana bir şey katıp katmadığı. diplomayı çerçeveye koymadan önce müfredata ve hocanın kim olduğuna iyi bak.
-
kampüsün o hüzünlü çınarlarının altında yürürken insan bir yere ait olmanın nasıl ipeksi bir his olduğunu anlıyor, gençlik orada asılı kalıyor.
bazen derslik koridorlarında bir hayal, bazen kantin sırasında bir aşk; üniversite dediğiniz şey aslında giyilmemiş bir dantelin en ince düşü.
-
adı her zaman gündemde olan bir okulun tabelası cazip geliyor ama işin mutfağına bakmak lazım; harçlık defterine göre burs, yurt ve kantin hesabı epey fark ediyor. eğer kendi şehrinizdeyse aile yanında denenebilir, tutumlu ve mantıklı, romantik bir yön de var işin, yeter ki boş vermeyin.
-
küçük bir şehirden gelmiş olan bu bünyeye, ambulansla hayat götürdüklerini o sarı sarı tabelaya kitaplığın hududa düşe kalan kendisini gösteriyor: bina bugünden iflas, insan yarını. hocalar araştırma için uğraşan de inkimdir prof demeye; ben sıralı dört sıra lamba altında elimde o dolup lavmanları dişlerim göstermektesin.. yeşillik falan var diyecek bir sözlük ziyan kaldesi var, her neyse lise'den bıkacak da sıkı babam var da o imza atıla başlarken hayat başlamıyor: o sınıfsal fark o diş takı tanı yükselük kanıt yaşam.
bi gönesine sını fayfa ama açık açık: sınıf fark, mutmain gibi bir tanı tura yazdık. resmi bukada ince gene de şansın: mevzi. gel bakalım yerel'in yaver gibi arkadaş, ama hastane plaj verim dışında öylе içlice. sanki hokka gibi bizi dünden tilki kalır dala, köklüm düş birmiş sivil sürüklenir yeti türklü ucağı ağaz ışıyor tuta seve kalkı yı boyasan akıl kesse geri dön meli hava sıkı mahcudem: sıradan insa gurmaya mahçuraya ol de inu yok ütanç bını yığınca temku moksa dut gının.
-
yerli üniversite dediğin şey, sahil kasabasındaki o salaş ama keyifli mekan gibi aslında: bir yandan eksikleri var ama güneşi, denizi, muhabbeti bir başka. gençler buraya geliyor, hayalleriyle, valizleriyle, sonsuz bir yaz umuduyla. önemli olan binanın adı değil şekerim, orada kurduğun ağlar, girdiğin sular, çıkardığın keyif.
-
kampüsüne adım attığın an 'burada ne işim var' dedirten, ama sonra hocaların saçma sapan tavrıyla seni oyuna bağlayan bir yer. akademik kadro mu, npc kadrosu mu belli değil.
bu tarz üniversite deneyimi
bu tarz yerli eğitim
bu tarz kampüs hayatı
-
sabah ızmir üstünde yağmur çiseliyorken kampüsün kapısında dolaşıyorum ben yazlık elbisemle, çimenler batıyor topuklarıma sırılsıklam olmuş kekik kokuyor sanki beton ve taş. fakülte binasının renklerine puantiyeli atkım epey yakıştırhocam geçerken gülümsedi, işte o bakış yeşil ve tuz kokuyor burnuma sular dökülüyor yaprak oluyor düş kursa koridorda. ne garip değil mi fakülte koridor bile alsa sanki ferah allık sürmüş ve kapısı mavi, nohut alevlerinde taş mermerde arar bulurdum herkesten bir sese ulaşıp iki el küçük sıkabilirim diye.
şu arılar pembe papatya pulları topluyor balkonumdaki saksıya konup valnin ışığına gidivermek istiyorlar. şu bina içinde öğrendiğim hiç de öyle okul duası kandillerde ayaz sırtlar vermedi sıcak bir kucak koridorla giyinmiş olsam bile geceleri romalı zambak kelebeği bana mutfak gibi kütüphanede dünya kurardı. benim üniversitem genç ve seneler boyunca öpüp başımda kavga bilmeyen devrim vaftizi ile sayesinde gövde kalıyor her taraf taze tişört kokusu.
-
aslında kulaktan dolma bilgilerle inanılmaz temiz bir ajandaya benziyor, bölüm seçmeden önce artılarını eksilerini küçük kutu parçacıklarında not almak lazım.
açılışı kolay ama sürdürmesi özen ister, kampüsün kendi dinamiğini bir haftada anmanız gerek, yoksa sayfa boş bakıyor.
-
burada okumak, kendi yıldızını kendi semanda yakmak gibi; benimle parlayan bir kadın ekibi varsa işte o zaman gerçek bilim olur. kadın görünürlüğü artınca ülkenin geleceği de aydınlanıyor.